Hanımın Oğulları

 

   YAZAN: Müslüm Tunaboylu

                           

                     Yıllar önce imparatorluğun başkenti İstanbul dan  Anadolu bozkırına duvaksız bir gelin gelir.İstanbul’dan bozkıra gelen birçok gelin vardır.Ancak bozkırın bu parçasına gelen duvaksız gelinin öyküsü biraz ilginçtir.Okurları böyle özgün bir öyküden mahrum etmek isteyemezdim.

                   Samsun-Ladik-Akpınar Köy Enstitüsü’nden 1947 yılında öğretmen olarak  mezun olmuş,Çorum’un Mecitözü ilçesine bağlı  beş sınıflı yüzü aşkın öğrencisi bulunan  Kışlacık Köyü ne  atanmıştım.Benden önce köyde öğretmenlik yapan arkadaş,Yüksek Köy Enstitüsü sınavlarını kazanmış,bende o yıl öğretmen olarak bu köye atanmıştım.

                    İlkokul devlet tarafından değil köy halkının emeği ile yapılmış,içersinde öğretmenin oturabileceği büyüklükte bir de lojman yapılmıştı.O yıllarda Türkiye’de okur –yazar sayısı o kadar  azdı ki askerdeki oğlundan gelen mektubun okunması köy katibinin köye gelmesine dek

bekletiliyordu.

                      Okur-yazar oranının hızla geliştirilmesi için önce askerliğini onbaşı ya da çavuş olarak yapan köy gençleri  kısa bir kurstan sonra eğitmen olarak köylere gönderiliyordu .Eğitmenlerin eğitim ve öğretimi yaparken kullanmaları için kılavuz kitaplar hazırlatılmıştı.Eğitmenin günlük hareketleri bu kitaplarda madde, madde sıralanıyor,eğitmenler başarılı oluyorlardı.Çok kısa bir süre sonra köy çocukları da okur yazar  olacak,ülkeye yararlı bir genç olacaklardı.

                      Ülkenin bütününde Halkevlerince halk dershaneleri açılıyor,ilçeler de kaymakamlar,illerde valiler tüm güçleriyle okur-yazar seferberliğine katkı sağlıyorlardı.

                       Düşmanın elbirliği ile ülkeden atılmasından sonra ilk olarak eğitim ve öğretimin ülkede sağlanarak okur-yazar oranının kısa sürede  çoğaltılması amaçlanıyordu.İşte önce eğitmen kursları için açılan okullar daha sonra da yani 1940 yılında Köy Enstitülerine dönüştürülerek,buralardan köylere öğretmen yetiştiriliyordu. İşte bu öykünün kaleme alınmasında çaba harcayan kişide l947 de öğretmen olarak köyde  görevine başlamıştı.

                       Öğretmenliğimin ilk yıllarından birisinde bir ilkbahar mevsiminde tek derslikte ders yaparken okulun bahçesine  dışarıdaki kapıdan giren birisi öğretmen efendi öğretmen efendi diyerek bağıra çağıra dersliğe doğru  geldiğini duydum.Benim gibi çocuklarda tedirgin olmuşlardı.Bu adam neden bağırarak dersliğe doğru geliyordu Çocuklar gibi bende bağırarak okulun dersliğine doğru ilerleyen bu adam ne için bağırıyordu.

                        Dersliğin giriş kapısına yönelmiştim ki kapı birden açıldı.Üstü başı kanlarla kaplı yaşlı bir adam içeri daldı.Öğretmen efendi beni kurtar.Hayrola dememe kalmadan orada ilk gözüme çarpan çocuğa acele et oğlum Kızılay çantasını buraya getir.Yaşlı adam kolunun tamamı Kanlar içinde beni kurtar öğretmen efendi diye sayıklamaya başladı.Merak etme dedim ve kendi oturduğum sandalyeye  oturmasını söyledim.Öğretmen efendi sandalyeyi kana boyamak istemem.O arada öğrencim çantayı getirdim öğretmenin dedi.Çantayı açarak içinden gerekli olan ilaç ve sargıları çıkararak yaralı kolunu sardım.Yaşlı adama acele ilçe merkezine gitmesini söyledim.Etrafımızı saran öğrencilere yerlerine oturmalarını söylerken teneffüs zili imdadıma yetişti.Öğrencilere  pansuman yani ilk operasyonun yapıldığı yeri temizlemelerini söyledim.Kafam iyiden iyiye karışmıştı.Yaşlı adamın kolunu acele sararken ne oldu sorusunu bile soramamıştım.Bu olay beni iyiden iyiye şaşırtmıştı.Çocuklardan sonra bende kendimi okulun bahçesinde gördüm.Çocuklardan birisi gelerek öğretmenim üzerinde kan var onu silelim dedi.Ceketimin bir yanı iyice kana bulanmıştı.Öğrencimin çabası ile kısa sürede temizlendi.      

                       Ders zili çalmıştı.Bahçede koşuşan çocuklardan büyük olanları köyün içerisine dalmışlar olayı öğrenmişlerdi.Derse başlamadan önce olayı öğrenen olup olmadığını sordum.Son sınıftan iki öğrencinin parmakları kalkmıştı.Parmağını ilk kaldıran öğrencinin anlatmasını istedim.Öğrencinin olayı heyecanla anlatışını halen hissedir gibi oluyorum.Yaralanan bir kişinin daha olduğunu onunda ağabey kardeş kavgasında küçük kardeşin ağabeyi tarafından tabanca ile vurularak ağır şekilde yaralandığını,yaralının Çorum’daki hastanelerden birisine götürüleceğini duyduğunu söyledi.

                         Yaralının durumunun ağır olduğunu öğrendiğimde bizim ecza dolabının pek işe yaramayacağını anlamıştım. Vakit geçirmeden olay yerine gitmenin yararlı olabileceğini düşünerek yanıma bir iki öğrenci alarak köyün içine daldım.Öğrenciler beni olayın meydana geldiği yere götürmüşlerdi.

                        Olay yeri öyle kalabalıktı ki,olayı ilk görenler ağlıyor,geç gelenler ise bir şeyler öğrenmeye çalışıyorlardı.Kalabalığın ortasında bir at arabası,içinde  de  silahla yaralanın  genç vardı.Arabanın yanına yaklaşarak geçmiş olsun dileğinde bulunduktan sonra seni kim götürecek diye sordum.Kim götürecek öğretmen, ağabeyim götürecek dedi.Olayın ne kadar aniden gerçekleştiğini anlamıştım.Ağabey-kardeş kendilerini sanki suçluyorlardı.Bu arada olayın çıkmasına başlangıç olan olayı yaratan kişinin de yaralanarak okula gelen ihtiyar olduğu söylenmişti.Çok geçmeden atlar getirilerek arabaya koşuldu.Ağabey bir yandan ağlıyor bir yandan da kırbacını  şaklatıyordu.Hastaneye yetişmek için bir gayret içinde olduğunu ağabey orada hazır bulunanlara sanki iyi görün beni suçlu aramayın diyordu . 

                 

                            Okul ve öğrenciler aklımdan çıkmıyordu. Hızlı adımlarla   iki öğrencimle birlikte okula döndüm. Ders zili çalmamış, çocuklar  verilen  ödevleri  kendi becerileri doğrultusunda cevaplıyorlardı. Çok geçmeden çıkış zili çaldı ve bu zil öğle paydosunu haber veriyordu. Çocuklar bağırarak derslikten çıkarak evlerine doğru koşuşuyorlar, bir yandan da çabuk olalım vakit geçmeden biz de olay yerine gidip görelim diyorlardı. Olayı onlara öğle paydosundan sonra yapılacak ilk derste anlatmaya karar vermiştim.

                         Dar bir zaman dilimi ile karşı karşıya kaldığımızdan öğle yemeğini nasıl yediğimi düşünemiyorum. Kendimi okulun bahçesinde buldum. Okula dönen çocuklar duyduklarını bağıra, bağıra birbirlerine anlatıyorlardı. Ders zili çalmıştı.Öğrenciler sınıflarına göre boy sırasına giriyorlar ondan sonra dersliğe alınıyorlardı.Bu okul açıldığında başlatılan bir kuraldı.

                          Öğrenciler sıra ile dersliğe girmişlerdi. İlk işim olarak olayı birkaç öğrenciye anlattırmak olmuuuuuştu..Küçük beyinler olaydan çok etkilenmişlerdi.Onların daha fazla üzülmemeleri  için ders konularına geçerek derse başlanmıştım.Öğle sonrasında yapılan iki saate yakın bir süre çok çabuk tamamlanmıştı.

                          Olayın gerçekleştirildiği yerin yakınlarında bağırarak ağlaşmaların olduğunu duydum.Olay yerine vardığımda hastaneye götürülen kardeş yolda hayatını kaybetmiş ve ağabey zaman kaybetmeden köye  geri dönmüştü.

                          Çok geçmeden köye jandarma gelmiş sanık ağabeyi alarak ilçeye götürmüştü.Ağabey karakolda  yatarken kardeşinin cenazesi köylüler tarafından  göz yaşları arasında son yolculuğuna uğurlamıştı,

                           Olayın ikinci günü köyleler arasında  söylenen bir söz herkesi olduğunca düşünceye sürüklemişti. Köylülerin anlattığına göre,küçük kardeş Abdullah askerden gelirken getirdiği tabancayı nasıl ele geçirdiği,nasıl elde ettiği konusunda çeşitli yorumlar yapılıyordu.Bazı köylüler  ağlayanın malı gülene hayır etmez..Abdullah kendi tabancası ile öldürüldü derken olayın gerçek yanını vurguluyorlardı..

                            Olay sırasında kolundan ağır yaralanan ihtiyar akşam saatlerinde köye döndü.Kendisine ilçe sağlık merkezinde sana bu ilk müdahaleyi kim yaptı diye sorulduğunu,onunda köydeki öğretmenin  operasyonu yaptığını söylemesi üzerine,doktorların öğretmenin yaptığı ilk müdahale sayesinde  sağ kalmışsın,Öğretmene köye gittiğinde uğra teşekkürlerimizi ilet denir.Onun üzerine ihtiyar ertesi gün sabah ilk iş olarak okula uğradı ve başından geçenleri sıraladı.

                          -Alacağım olan bir teneke buğdayı almak üzere Abdullah’a gittiğini,Abdullah’ın buğdayın Ağabeyince ödenmesi gerektiğini  belirtmesi üzerine Etem’in evine gittiğini,onunda ihtiyar Bekir Yeşil ile birlikte Abdullah’ın evine gittiklerini,karşılıklı suçlamaların sonucu Etem’in yanında bulundurduğu tabanca ile Abdullah’a ateş ettiğini kendisinin arada kaldığı için sol kolundan giren kurşunun kendisinden sonra Abdullah’a saplandığını söyledi.

                         -Köylüler,Bekir Yeşil’in daha bir hafta önce evlenen Abdullah’ın evine gitmesine karşı çıkıyor,bir teneke buğday için adam öldürüldüğünü,Bekir Yeşil’inde olaydan nasibini aldığını söyleyip durdular aylarca.Hele tabancanın  Abdullah’ın nasıl eline geçişini  çok değişik yorumlar yaparak değerlendiler.Güya Abdullah askerde iken tabancayı  bir kız kaçırma olayında damattan aldığını,daha sonra köye geldiğinde ağabeyine verdiğini,Abdullah’ın tabancayı bilinmeyen yollarla ele geçirmesinin sonucunun nasıl çok geçmeden ortaya çıktığını,ağlayanın malının gülenlere hayır getirmeyeceğini söylüyorlardı. 

                           Aradan geçen  uzunca bir sorgulama ve yargılamada köyün öğretmeni olarak benimde bilgime başvuruldu.Olay sırasında okulda bulunduğunu,Bekir Yeşil’in okula gelmesiyle  bilgi sahibi olduğumu belirttim.Yargılama birkaç yıl sürdü Etem belirli bir süre için cezaevinde yatarak köye döndü.

                             

                                Bin dokuz yüz ellili yılların başında yani Demokrat Parti’nin 14 Mayıs  1950 de iktidara gelmesinden sonra Türkiye’de  Atatürk heykellerine ve büstlerine  değişik şekillerde saldırılarda bulunuluyordu. Bu gruplara ticani deniyordu.Ticaniler  Demokratların başının belasıydı adeta.Yurt düzeyinde benzeri olaylar her gün oluşuyordu.İktidar sorunu çözmek için yeterli çabayı göstermiyordu.Saldırıların kentsel alanlardan kırsal alana da sıçraması sonucu sorunun üzerine gidildi.O dönemde muhalefet iktidarı  ağır şekilde  ticani olaylarına  göz yummakla  suçlanıyordu.

                            O dönemlerde öğretmenler görevli bulundukları köylerde ikame ediyorlardı.Yani çalıştıkları yerleşim biriminde oturmak zorunda idiler.Şimdiki gibi ders bitince araçlarla kente gelinmiyordu.Öğretmenlerin köyde kalmaları için  okul bitişiğine köylüler  lojmanlar yapmışlardı.Bu yıllarda bende köyde öğretmenlik yapıyordum.Ailem aynı köyde idi.Lojmanı ev olarak değil de öğretmenler odası olarak değerlendiriyordum.

                              Okullar tatil olmuştu.Ben hemen her gün okula gidiyor gerekli kontrolleri yapıyordum.Benim okulda bulunmadığım bir sırada Bekir isminde bir genç okulun pencere camını kırarak dersliğe girip Dershane duvarlarında bulunan zaman ve tarih şeritlerini yırtar,Atatürk  fotoğrafını da alarak okuldan uzak bir yerde büyük bir ağaç altında sergi açar,kısaca dersliği ağaç altında  olanlarla sergiler.Olayı gerçekleştiren kişinin bir akıl hastası olduğu biliniyordu,köy muhtarından girişimde bulunması  defalarca istendi isede her nedense muhtar konuyu savsaklıyordu.Derslikte ki Tarih ve zaman şeritlerinde Atatürk’ün fotoğrafları da bulunuyordu.Bu nedenle olayın bir ticani olayı olduğu belirtiliyordu.

                            .Köy muhtarı ile, meydana gelen olayla ilgili olarak  okulda kalmadığım için suçlanıyordum.Okulda kalsaydım böyle bir olayın meydana gelemeyeceği söyleniyordu muhtarca.Arada ağır suçlamalar meydana gelebilir diye ben karşılıklı olarak  bir başka köyde görevlendirilmemi istedim.İki arkadaşla karşılıklı olarak değişim yaptığımız için isteğimiz yönetimce  kabul gördü.Okullar açılmadan arkadaş benim köye geldi,bende aynı araçla onun geldiği köye gittim..Bu olaya bir bakıma karşılıklı becayiş deniyordu.

                         Yeni görev yerim olan Bayındır da dört yıl görev yaptım.Meslek hayatımın başarılı yılları bu köyde geçti diyebilirim.Köy ilçe merkezine iki buçuk kilometre idi.Cumartesi ve Pazar günü ilçeye inme fırsatı buluyor,meslektaşlarla eğitim ve öğretimle  ilgili karşılıklı değerlendirme yapma fırsatı buluyordum.Meslekte giderek kıdemli oluyorsak da öğreneceklerimiz bir türlü bitmiyordu.Böylece  mesleksel görgü ve becerimiz giderek artıyor ve  güçleniyordu.

                           Tarım ağırlıklı bir köy olan Bayındır da pancar ekimi ilk sırada yer alıyordu.Haziran ayında imece ile  ot alma, seyrekleme çalışmaları yapılması gerekiyordu.Bu işler için tarlaya on yada on beş  kadın işçi götürülüyordu.Tatil olmasına karşın ben köydeki lojmanda kalıyordum .Çocuklarla tabiat dersinde bir su barometresi yapmış,adeta yörenin hava raporunu bu barometre ile öğrenme olanağımız oluyordu.Köy halkından büyük bir bölümü su barometresinden yararlandıklarını söylerken bir kısmı böyle bir şey olamayacağını savunuyordu.Bende iki şişe ile biraz sudan oluşan barometreyi okulun yağış almayan bir bölümüne  asmıştım.Köylüler imece götürmeden önce  bizim yaptığımız  su barometresine bakıyor işçi sayısını ona göre artırıyordu.Hatta bazı  köylüler çocukları yoluyla evlerine su barometresi yaparak meteoroloji bilgilerini kendileri saptıyorlardı.

                               Okula yakın bir hanımın sabahın erken saatinde okula gelerek bilgi alma istemesi bizi erken uykudan uyandırmıştı,Komşu kadının isteğini bana aktaran eşime suyun bulunma yerini sordum.Verilen bilgi ile bugün öğleden sonra yağış olacağını söyledim.Komşu kadın emme yaptın öğretmen efendi  havada  bulut yok dedi.Karar senin dedim.İstersen imeceye kadınları götür istemezsen götürme karar senin dedim..

                                Komşu kadın o gün çok sayıda  kadını pancar otu ayıklamak için tarlaya götürür , Öğleye kadar hava açık şekilde sürüyor.kadınlar bizim barometrenin yanıldığını söyleye dursunlar saat on üç sıraları  batıdan bulutlar gelmeye başlıyor.Arkasından gelen rüzgar yağışı da birlikte getiriyor.İmecede bulunan kadınlar evlerine erken dönmek zorunda kalıyorlar.Evlerine dönerken de öğretmen haklıymış diye komşu kadınla alay ediyorlar.Akşama kadar çalışamayan kadına yarım yevmiye ödeniyordu.Bu durum çalışanı değil çalıştıranı destekliyordu.Çalışan kesim aldanan taraf oluyordu.Çalışanlar hiçbir zaman haklarını alamıyorlar.İşveren çalışanın emeğini  karşılasa bu ülke böyle mi olur.

      Aradan zaman geçti,Ethem cezaevinden çıkarak köydeki yarıda kalan işlerini tamamlamaya başladı.Köy halkının köy önünde bulunan bağ ve bahçeyi sulamak için ,içme ve sulama suyu olarak kullanılan dere suyu yazın sıcağında kumun içersinde kayboluyor.Araziyi sulayacak başka bir akarsu daha olmadığından köylüler,akar suyun yani içme suyunun başına giderek suya çimentoya benzer topraktan katıyorlardı.Atılan toprak kumun üzerinde sır bağlıyor,böylece su köye kadar iniyor.Köylüler bu işlemi  yaz aylarında muntazaman yapmak zorundadırlar.Suya toprak vermek için suyun başına gitmeyenlere  bağ ve bahçelere ekilen ürünlerin sulanması için su verilmiyordu.Onun içindir ki sıra geldiğinde kişiler suyun başına giderek toprağı suya katarlar.Suya toprak katma  sırası kardeşini  tabanca ile vurarak öldüren Etem’e geldiğinde arkadaşları ile suya toprak vermek için sabahın erken saatlerinde suyun başına arkadaşları ile birlikte giden Etem,suya yeterince  toprak kazıp karıştırırken.gökyüzü bulutlanır.birkaç saat sonra da yöreye sağanak yağmur yağmaya başlar.Arkadaşları bir kayanın altına saklanırlar.Etem de  yakında bulunan bir kaya altına gizlenme  yapar.Bir süre sonra bir gürültü kopar.Arkadaşları Etem’e bağırırlar  ancak selin geldiğini bir türlü Etem anlayamaz.Bir süre sonra da sel Etem’in bulunduğu taşın altına gelerek Etem’i önüne katarak taşlara çarpa, çarpa köye yani köyün camisi önüne kadar indirir.Etem çoktan ölmüştür.ceset çırıl çıplak kalmıştır.Cami yanındaki bir ağaca takılarak kalan Etem’in cesedi bir köylü tarafından çoluk çocuk böyle görmesin diye  ağaçtan kurtarır.Etem!in cesedi sel suyu ile birlikte kardeşi Abdullah’ı tabanca ile vurarak öldürdüğü yere kadar götürerek   bırakır.Bu olay yıllarca köylünün belleğinden silinmez.,Bu olay köylülere çok güzel dersler vermiştir.Anneler yavrularının beşiklerini sallarken Etem den bahsetmeyi ihmal etmezler.Olay hemen herkesi etkilemiştir.Yıllarca da  etkilemeye devam edeceğe benziyor.

                   Aradan geçen yıllarda benzeri sel felaketleri olur,köy imamı,  hanımı ve dört çocuğunu  ayni dereden inen   bir başka sel sonucu kaybeder.Daha önce birkaç sel şehidi veren   köylüler,köyün yerleşim yerinin değişmesini talep ederler.Devlet yardımı ile  eski köyün iki buçuk kilometre güneyine taşınır.Ancak sel kayıplarının bir süre daha  akıldan çıkacağı sanılmıyor.Unutulması için birkaç kuşağın daha yörede yaşamını sürdürmesi gerekiyor..

                      Hanımın Oğulları başlığı ile başlatılan öykü bundan böyle Hanım deyiminin nereden geldiği, nasıl olduğu,Bozkırda hanımın işi neydi?Benzeri daha çok soru sorulabilir.Biz bundan böyle  yıllar öncesine yani Osmanlının son günlerine bir yolculuk yaparak,hanımı öğrenmeye çalışalım. 

 

                                     ALİ  İSTANBUL YOLUNDA

                       Ali köyün orta halli bir ailenin çocuğudur. .Askerliği yaklaşmıştır.Babasına çalışmak istediğini,bu nedenle arkadaşları ile birlikte İstanbul’a gitmeyi düşündüğünü  ailesine açamamıştı.Bir arkadaşı akşam kendilerine oturmaya gelerek,Ali ile konuşmaya başladılar.Arkadaşı bu sırada ağzından İstanbul’a ne zaman gideceğiz sözü çıkınca babası ne İstanbul’u diye araya girmek ister.Arkadaşı böyle bir düşüncelerinin şimdilik bulunmadığını ancak gelecekte gitsek iyi olur beş on kuruş kazanır askere öyle gideriz der.Sözü değiştiren Ali’nin arkadaşı iyi akşamlar dileyerek evden ayrılır..Ali arkadaşını kapı önüne kadar yolcu eder.Ali arkadaşına çok iyi ettin.İstanbul konusunu bir türlü babama açamadım.Aha sen şimdi gidiyon ya o bana bu İstanbul konusunu sorar der..Birbirlerine iyi dileklerde bulunan gençler  kapı önünden evlerine dönerler.

                           Ali’nin babası  şu İstanbul konusunu bi anlat bakalım oğul kendi kendinize ne hayaller kuruyosunuz der..Ali sıkılarak yakın tarihte askere gideceğiz,daha önce  İstanbul’a çalışmaya gidelim de harçlığımızı kazanalım diyoruz  ..Gurbet te ne oluyor oğul.Köyde iş yok mu.Çalışana her yerde iş var.Bizim araziye  kim  bakacak oğul ..Umudumuz sendin sende aklına gurbeti koymuşsun.Bizi yalınız bırakacaksın herhalde.Ali ise kısıla büzüle durumu açıklar.Askerde size yük olmamak için önceden biraz asker harçlığı kazanalım diyoruz baba der..

                            Bir ilkbahar mevsiminde .Gurbete hazırlanan gençler duygularını ebeveynlerine açıklarlar gerekli izin alınmıştır.Ali arkadaşı ile yola çıkacağı günü beklemeye başlar.Aklından tuhaf şeyler geçirir,bu arada İstanbul’dan köye gelen bir delikanlının anlattıklar rüyasına girmeye başlar.Ne yapıp yapmalı  yola en kısa zamanda çıkmalıydı.Arkadaşı ile köyden ayrılma tarihini saptayan Ali annesine köyden ayrılacağı günü söyleyerek sende hazırlığını yap ana.Yola yolluğumuzu şimdiden hazırla.İstanbul’ varıncaya kadar  kaç gün yolculuk yapacağız belli değil dedi.

                            Ali’nin annesi  eşyalarını koymak üzere bir çuval hazırlar.  .Bugün kü gibi bavullar yoktu o zaman.Genellikle çuvallarla torbalarla  gurbette arkadaşlık yapılırdı.Ana, yarın akşam yola çıkalım diyo arkadaşım.Bende iyi olur dedim.torbamı çuvalımı hazırla emi der annesine.

                           Annesi köyde bulunan fırında oğlu için bir tekne hamurluk çörek yapar.Yoruldukça dinlenirken eline çöreği alıp yer diye düşünür.Ali erkenden yatar.Annesi onun uyuduğunu görünce yanına gelerek Ali’nin yüzüne bakıp ,bakıp ağlar.Sesini çıkaramaz.Kocasından çekinir.  Şafak yeri ağarmaya başlamıştır.Evin horozu yolculuğun başlayacağı gece amma da çok ötmüştü.   Halbuki horoz her akşam belli saatlerde ötüyordu da Ali ile annesinin haberi olmuyordu.Ali yola çıkacağı  için uykusuz kalan anne horozun çok öttüğünü yeni duyuyordu.

                              Ali,Ali diye seslendi annesi.Ali vakit geldi mi ana diye seslendi.He oğul horozlar kaç kere öttü bi bilsen.Öter kara horoz öter dedi Ali.Benim gurbete çıkacağımı  oda biliyor sanki.Yataktan yarı doğrulan Ali bir iki kere  gerindikten sonra üstünü giyindi.Elini yüzünü  yıkamak için ibriği alarak dışarı çıktı.Ali’nin bu son saatleriydi köyde.Suyu eline yüzüne birkaç kez serpti.Uykusu iyiden iyiye açılmıştı.annesi ona kahvaltısını hazırlamıştı çoktan.Ali haydi oğlum sofraya  otur bende sana biraz yakından bakıyım oğul Ali heyecandan acıkmadım be ana.Acıkınca yolda yerim dedi.Annesi süt kaynatmıştı oğluna.Kara keçiden akşam  biraz fazla süt çıkarmıştı anası.Su bardağını doldurmuştu anası sütle.İçine bir topakta şeker koymuştu.Oğlunun acıkmaması için gelen her şeyi hazırlayıp torbasına koymaya çalışıyordu.

                         Ali henüz kahvaltısını bitirmemişken dışardan biç ses Ali i  diye bağırıyordu.Bu ses arkadaşının sesiydi.Ali ,alel acele dışarı çıkarak geliyorum arkadaş biraz bekle dedi,Ali dışarıda iken annesi torbasını çuvalını çoktan hazırlamıştı.Gözlerinden yaşlar damlıyordu.Ancak Ali’ye hiç sezdirmemeye çalışıyordu.                                    

                               Arkadaşı ile yola çıkışla ilgili fikir alışverişinde bulunan Ali eve döndü .Babasının ve annesinin elini öperek  ,hakkınızı helal edin ,dedi.Babası oğlunu kucaklamıştı,belki bu kucaklayış son kucaklayıştı.Babası biraz rahatsız olan Ali merak etme baba çok durmam.Biraz para kazanıp gelirim.Seni yalnız bırakır mıyım baba diye babasını iyiden iyiye kucaklaştı.Ali’nin bu sırada gözleri yaşlanmıştı.Gurbete ilk kez çıkıyordu.Geride  bir anne ile babası vardı.Onların kendisine ihtiyacının olduğunu biliyordu.Sıra annesine gelince  o oğlu henüz elini uzatmadan gözlerinden yaşlar aktığını fark etti.Ne yazık ki ne baba ne de anne sinin gözyaşlarını kimse görmemişti.Çünkü ortalık karanlıktı.Yaşları yalnız kendileri hissettiler.

                            Ali kendisine ait torba ile çuvalı alarak omzuna attı.Dışarı da onu bekleyen  arkadaşına haydi arkadaş ,hoşça kalın baba diye seslendikten sonra yola koyuldular.Ali önden arkadaşı da arkasından yürüyordu.Ali hiç geri bakmak istemedi.Arkadaşı Ali neden acele ediyon lan dedi.O da annemi hep kapının önünde bekler sanırım dedi.Hızlı adımlarla köy kenarına bi solukta çıkmışlardı.Ali şöyle geldiği köyden yana  bi baktı, baktı ve Hey gidi günler hey.dedi.Arkadaşı ne oluyor be arkadaş neden bu kadar efkarlanıyorsun?Senin bi derdin var anlaşılan.bi derdim yok arkadaş.Babam rahatsız evin işini kim görecek diye düşünüyorum dedi.

                               Pazarı pazartesine bağlayan gece yola düşmüşlerdi.İlçe merkezine gidecekler,oradan da Amasya ya giderek trenle İstanbul’a gideceklerdi.Onlar konuşa dursun arkadan  yetişen atlı bir yolcu iyi yolculuklar dileğinde bulunarak atına bir kırbaç vurmuştu.Ali ah benimde bir atım olsaydı da bende şehre bu adam gibi gitseydim..Arkadaşı meraklanma Ali istersen sen daha iyisini yaparsın .Arkadaşı Ali’den birkaç yaş büyüktü.Ali onun sözünün devamlı doğru ve dürüst olduğuna inanıyordu.

                                     İlçe merkezine yaklaşık yirmi kilometre mesafede idiler.Yaya olarak bu mesafeyi belirli bir sürede almaları gerekiyordu.Yoksa gecikmeleri onlara pahalıya mal olabilirdi.Yolun yarısına gelmişlerdi ki yolun sağında bir çeşmeden sular şırıl .şırıl akıyordu.Ali arkadaşına, Arkadaş.burada biraz dinlenelim.Çeşmenin suyu ne güzel akıyor.Hem dinlenir hem de ben çarıkları (ayakkabı yerine kullanılan deriden yapılmış) yeniden ıslatırım Ayağımda tamamen kurudular,ayağım yara olabilir dedi.Yolun sağına saparak çeşme başına geldiler.Ali arkadaşına  ben su içmek istiyorum.Sende içecek misin dedi.Arkadaşı Ali’nin fazla susadığını anlayarak sen iç bende içerim .Ali omzundaki torba ile çuvalı yere indirdi.Sağ elini akan suya uzattı.Su buz gibiydi.Birkaç yudum içtikten sonra yanlış yaptığını anladı.Ben dinlenmeden neden bu soğuk suyu içtim dedi.Çeşmeden geri çekildi.Su içme sırası arkadaşına gelmişti.Onun su içişine iyiden iyiye bakan Ali bende böyle yapmalıyım dedi.Çeşmenin başında kalaylı bir kap vardı amma Ali de arkadaşı da elle  su içmeyi uygun buldular.Yolculukları uzun süreceği için yolda hastalanmayı akıllarına getirmek istemiyorlardı.Ali  kuruyan çarıklarını iyice ıslatmıştı.Bir sigara molası kadar çeşme başında kaldıktan sonra yüklerini omuzladılar ve yola koyuldular.Bundan sonra ilçeye kadar hem aşağı  doğru ineceklerdi.Sert bir poyraz esiyordu.Rüzgar göğüslerine soğuk .soğuk değdikte yavaş .yavaş üşüdüklerini anladılar.Ali arkadaşına benim göğsüm üşemeye başladı.Ceketin yana yatan kulaklarını  düzeltip göğsümü kapatayım dedi.Poyraz oldukça sert esiyordu.İlçeye ininceye dek soğukla boğuştular .İlçenin güneyinden dar bir patika yoldan ilçeye giriş yaptılar.Saat kulesine doğru çıkarken rampa onları  biraz daha yormuştu.rampanın cadde başında iki tane kahve vardı.En yakın kahvenin önündeki masalardan birisine usulca yerleştiler.Torba ve çuval ayak uçlarında masanın altında duruyordu.Garson hemen yanlarına geldi.Çaylar sipariş edildi hemen.Çok üşümüşlerdi ,garsona çayların tazelenmesini ilettiler.Bardaklar bitmeden üçüncü bardaklar sipariş edildi.Çaylar yudumlanırken etrafı da göz ucuyla süzmeden de edemediler.Köyden gelen başkaları da var mı idi.Onlardan iyi olduklarını belgeleyen  selamları ailelerine götürmelerini isteyeceklerdi.Oturdukları kahve önündeki buğday pazarında  yani saat kulesi dibinde  komşuları Emini gördüler.,Emin pazara eşeği ile buğday getirdiği için onlardan daha önce yola düşmüştü.Ali ile arkadaşı üçüncü horozdan sonra yola çıkmışlardı.Emin emmi diye seslendi Ali.Emin emmi sözüne dönüp bakan Emin köylülerini görünce onlardan yana geldi.Gel emmi üşümüşsündür bir çayda sen iç .İçinin üşüdüğünü hisseden Emin işlerini bitirmediği için ısınmayı düşünemiyordu.Ali’nin sesine kulak vererek hemen yanlarına gelmişti.Ali Emin emmisine köye döndüğünde babasına  kendisini iyi gördüğünü söylemesini istedi.Gördüğümü babana da  yakınlarına da anlatırım sen merak etme Ali  Emin emmisi.Komşu Emin çayını yudumlayarak benim alacaklarım var bana müsaade edin dedi ayrıldı.Ali ile arkadaşı iyiden iyiye dinlenmişlerdi.Şimdi akıllarında Amasya ya en kısa yoldan nasıl gidebiliriz diye düşünmeye başladılar.Ali’nin arkadaşı ben çarşıyı biç dalaşıp geliyim.Kamyon ya da otobüs ne bulursam ondan iki kişilik yer ayırttırayım dedi.Ali sesini çıkarmadı .Sen git ben burada seni bekleyim .

                              Oturdukları kahve bahçesi pazar yeri ile iç içeydi sanki. İnsanların birbirini adeta bulmak için en güzel mekandı.Tanıdıklar birbirine burada çay ikram etmeyi  kendilerine birer görev olarak biliyorlardı.Eskiden bir kahvenin kırk yılı hatırı vardır sözü yerine artık bir bardak çayın ne kadar hatırı sayılır dı bilinmiyordu.Ama güzel bir gelenekti.Misafir ikramı olarak kabul ediliyordu.

                                Kahvede otururken batıdan doğuya doğru uzanan çarşı da gezenler gözüküyordu.Ali arkadaşını merak etmeye başlayacak tı ki o uzaktan göründü.Hızlı adımlarla Ali ye doğru yürüyordu.Yaklaşınca haydi Ali, çuvalları torbaları alalım hemen kamyona ulaşalım dedi.Masanın altından çıkarılan çuval ile torbalar sahiplerinin omuzuna çoktan binmişti.Çarşı boyu yürüyorlardı.Ali’nin arkadaşı önden ,Ali arkasından hemen ,hemen arkadaşının bastığı yere basıyordu.Ali şimdiye kadar pek köyden dışarı çıkmamıştı.Oda bir gün her yeri öğrenecekti.

                                Dört yol kavşağında bir kamyon vitesten atılmış bir şekilde harıl, harıl çalışıyordu.Ali ile arkadaşı kamyonun kasasına  birbirlerine yardım ederek bindiler.Alinin arkadaşı  şoför mahallinin hemen arkasına yerleşmeleri için Ali ye işaret etti.Kamyon giderken rüzgar yapar oğlum sonra üşürüz hasta oluruz dedi.Ali arkadaşını dinledi ve vakit geçirmeden yerini aldı.Kamyonun kasası giderek yolcularla doluyordu.O dönemde şimdiki gibi araç bol değil,Parmakla sayacak kadar azdı ülkemizde.Teknolojik gelişmeler yurdumuza en çabuk çeyrek asırda gelebiliyordu.Bilim ve fennin ülkemize geç gelmesini sağlayan güçler bugün bile etkin haldedir.İşte Ali ile arkadaşı Mecitözü ilçesinden Amasya ya o dönemin en modern aracı ile ulaşacaktı.Onlar için yeni bir ortam olan ulaşım aracı çok değişikti.Onunla doğru dürüst nasıl ulaşım sağlanırdı.O dönem Türkiye’si Osmanlının son dönemiydi.Bu iki arkadaş Osmanlının yıllardır başşehri olan İstanbul’a giderek inşaatlarda çalışarak para kazanacaklardı.

Kamyon iyiden iyiye dolmuştu.Kısaca iğne atsanız yere düşmezdi.Taşıma ücreti de azımsanmayacak düzeyde idi.Ali ile arkadaşı  bir süre  sonra Amasya ya ulaşacak ve oradan da trenle İstanbul’a gideceklerdi.Kamyonun hız yaptığı yollardan kalkan tozların bir bölümü kamyon kasasındakilere ulaşıyordu.İnsanlar toz  bulutu içinde kalmışlardı.Birbirlerini tanıma olanağını bile koruyamamışlardı.Yukarda değindiğim gibi onlar için bu yolculuk türü çok çekici ve lükstü,

Amasya ya çok yaklaşmışlardı.Yeşilırmak üzerindeki Çelen Köprüsünden geçtiler,kamyon ırmak boyu bir süre gittikten sonra garaja vardı.Kamyon durduktan sonra yolcular kasadan aşağıya atlamaya başladılar.Bir kısmı atladıktan sonra yana yattı.Ancak bir bölümü ayakta kaldı.Bacakları uyuşmuştu sanki. Yaklaşık bir buçuk saat kasada ayaküstü durmak kolay olmasa gerek.Bugün otobüslerin koltuğunda bile yoruluyoruz.Arkadaşı birkaç kez yolculuk yapmış   amma,Ali’nin ilk İstanbul seferi.Bulunduğu yöreyi oldukça tanıyan Ali komşu illeri hiç görmemiş,kısaca dağlarla çevrili köyünden dışarı  çıkamamış,Bu ilk yolculuk Ali yi biraz terleteceğe benziyor.Çalışmaya gittiği İstanbul’da iş bulmak biraz kolay olabilir ,ancak orada konaklamanın o kadar kolay olduğunu söylemek zor.Onun için gurbet her zaman  insanoğluna zor gelmiştir.

 Kamyonun kasasından arkadaşı Ali’den önce atlamıştı.Ali  çuval ile torbayı ona uzattı.Gerçi çuval içinde  kırılacak bir şey yoktu amma yinede bu konuda titiz davranmak gerekir diye düşündü.,Azık torbasındaki dürümlerin içindeki pekmez sağa sola akmasın.Bizi ayıplarlar dedi Ali kendi kendine.

Ali’de kamyondan indikten sonra torbalar omuzlandı ve istasyon binasının etrafındaki akasyaların altına doğru yürüdüler.Kamyonun kasasında yandılar.Ali yanıyorum arkadaş ben aha şurada ki çeşmeye doğru gidip bir serinleyeceğim dedi.Arkadaşı olur dedi.Torbasını arkadaşının yanına bırakan Ali Çeşmeye yanaşırken başkalarının da çeşmeye yöneldikleri fark etti.Adımlarını açan Ali çeşmedeki yerini  aldı.Avuçlarını açan Ali akan  serin su ile avucunu doldurdu,  doldurdu içti.Serin suyu birkaç kez yüzüne de atan Ali etraftan gelenlere  çeşmenin su akan kurnasını bıraktı.Ali çeşmeye kendinden sonra gelenleri bir süre izledi ve kendisinin yanlış bir işlem yapmadığına sevindi.Arkadaşı Ali yi bekliyordu.Ali birazda sen serinlen arkadaş ,ben buradayım dedi arkadaşına.

Ali arkadaşı çeşmeden dönünceye dek azık torbasını açmış onu bekliyordu.Arkadaşı benim acıktığımı nasıl anladın be Ali dedi.Ali ben seni kendimi benzettim de onun için hazırladım dedi.Ali pekmez dürümünün durumunu öğrenmek için onu önce çıkardı.Arkadaşı da çıkarmak istedi amma.Ali ben çıkardım senin kiler şimdi dursun.Onlara da sıra gelir dedi.Çok acıktıkları dürüme sarılmalarından onu büyükçe ısırmalarından anlaşılıyordu..Biraz sonra pekmez dürümleri bitmişti.Birbirlerinin yüzüne baktılar.Arkadaşı amma da acıkmışız be Ali .Ne sandın ya arkadaş,Köyden ayrılalı kaç saat oldu ,Yemek vakti çoktan geçti amma ne yaparsın, yolculukta her istediğini  istediğin an bulamazsın dedi.Ali  eline aldığı bir su kabı ile çeşmeye doğru yöneldi.Çeşmeye gidiyorum arkadaş.Susadıkça ne içeceğiz.Su kabamızda su bulunsun dedi.Ali’nin bu girişimine ekleyecek söz bulamayan arkadaşı,öyle olsun be Ali.Seni mi kıracağım dedi.

Ali çeşmeye gittikten sonra arkadaşı boş durmadı,tren istasyonuna uzanarak  İstanbul’a kaç liraya gidilebileceğini ve trenin ne zaman geleceğini sordu.Yetkili kişi hareket saatini ve ücretini söyledikten sonra Ali’nin arkadaşı Ali çeşmeden dönmeden o eşyalarının yanına döndü.Akasya altında ki gölgenin önemini bilen arkadaşı ağacın gövdesine yaslandı.Ali sallana ,sallana çeşmeden döndü.Arkadaşının oturduğu yeri değiştirdiğini görünce ben yok iken bir şey mi oldu diye sordu.Arkadaşı Ali’nin değişiklikleri fark etmesi olayını çok beğendi.Arkadaşı Ali ye, istasyon yetkililerine bilet parası ile trenin geleceği saati sordum dedi.Yakında gelecek mi tren diyen Ali sabırsızlandığını ortaya koyuyordu.O istiyordu ki kısa bir süre  sonra hemen İstanbul’a varsınlar     dı.Ama yola çıkanın ne zaman nasıl menzile ulaşacağını önceden kestirmenin zor olduğunu anlamalıydılar.Arkadaşı Ali ye trenin gelmesine daha çok,ancak biletimizi alalım diyorum dedi.Ali cebindeki cüzdanı çıkarıp içindeki paralara  şöylece bir göz attı.Tren parasını verdikten sonra kendisine daha ne kadar para kalıyordu.Bunlar Ali’nin kafasından geçenlerdi.Arkadaşı da cüzdanı çıkardı parlarını şöyle bir göz gezdirdi.Rahatlıkla bilet parasını alırım,İstanbul’a da cebimde biraz para ile girerim diyordu.Gurbette parasız kalmak ölmek gibidir diye düşünüyordu Ali.İki arkadaş birbirlerinin gözüne bakarak rahat durumda olduklarını belirtmek istediler.Mutluluk gözlerinden belli oluyordu.İş buluncaya kadar paramız bize yeter diye düşündüler.

Biletlerini birlikte istasyondan aldıktan sonra geri gelip akasya ağacına şöyle bir yaslanalım diyerek yerleştiler.Arkadaşı biraz kestirelim dedi .Ali ye.Ali uyurda kalırsak halimiz ne olur dedi.Sen benden çok yoruldun sen biraz kestir bende nöbet tutarım dedi.Ne olur ne olmaz bir yan kesici gelir cebimizi boşaltabilir .

Ali’nin duyarlılığına sevinen arkadaşı şimdi rahatça yatabilirim diyerek ağaca yaslandı.Boynunu sağ tarafa yatırdı.Annesi öyle öğütlemişti arkadaşını,Arkadaşının uyuduğunu gören Ali kendisine ait bir giysiyi  arkadaşının üzerine örttü.Yolda hastalanmadan İstanbul’a varmayı aklından çıkarmayan Ali,istasyona giderek saate bir göz attı.Trenin gelmesine iki saat var dedi.Bu zaman iyi bir zaman arkadaşı uykusunu alırdı.Bende  trende uyurum diyebildi.

Amasya Tren istasyonu Yeşilırmak boyunda kentin sayılır yerlerindendi.Çoğu Amasyalı akşamları istasyona yakın çay bahçelerine gelip yudumladıkları çayla birlikte Yeşilırmak’ın serin havası ile serinleniyorlardı.Çocuklan gündüz akşama kadar sıcaklardan bunalırlar,akşamın olmasını beklerlerdi adeta.Aile tümden serinlemek için  burada ki çay bahçelerini tercih ederlerdi.Ali Mecitözü’nden Amasya ya gelirken ırmak boyunda gördüğü arazi sulama değirmenlerini hatırladı.Bizimde böyle sulama değirmenlerimiz olsa dedi.Anadolu da çiftçinin en büyük sıkıntısı sulama suyunu yeterince bulamayışı idi.Su kavgaları durup dururken olmuyordu.İnsanlar tarım sulamaları için en yakınlarını bile öldürebiliyorlardı.Hani denir ya mal canın yongası diye.Bu söz durup dururken günümüze dek gelmemişti.

Ali ırmak kenarında bunları düşüne dursun bir tren sireni duydu.Arkadaşının birkaç metre uzağındaydı.Yoksa gelen tren bizim katar mı., diye istasyona doğru yöneldi.Oysa gelen tren ters istikametten gelen bir katardı.Ali bir arkadaşına birde gelen katara göz gezdiriyordu.İstasyona koştu saate baktı,onların katarı Samsun yönünden Amasya ya gelecekti.Bu gelen katar Sivas yönünden geliyor,Samsun’a gidiyordu.Samsun o dönemde Karadeniz’in önde gelen kentlerinden biriydi.Arkadaşı öyle yorulmuştu ti uykuya doymuyordu .Bizim katarın gelmesine daha var arkadaşı uyandırmayım dedi.Yavaş yavaş arkadaşının bulunduğu akasya ağacının gölgesine doğru yürüdü.İstasyon çevresinde ki binalar güzeldi.Pencerelerden sarkan bazı genç kızlar etrafı ne de güzel izleyebiliyorlar dı.Ali,ara sıra başını kaldırıp pencerelere bakmayı da ihmal etmiyordu.Köyünü hatırladı  hemen.Ah bende şimdi  şu saatlerde köyde olsam da helkelerle suya giden genç kızlarımızı görebilsem diyordu.Aklından geçenler Ali yi bazen çok uzaklara doğru götürüyordu.İstanbul’da ne yapacak hemen iş bulabilecek mi? Bulamazsa  oralarda ne yapar derdini kime anlatırdı.Çok sürmemiş Ali akasya ağaçlarının altına gelmişti bile.Arkadaşı mışıl, mışıl nasılda güzel uyuyordu.Onun uyumasına bir türlü anlam veremedi.Neden böyle  ağır uykusu vardı arkadaşının.Her halde bir sıkıntısı var ki böyle tatlı uyuyordu.Ali bir yandan arkadaşını ,bir yandan Amasya nın güzelliğini unutamayacağını bildiğinden ,bir daha ya görürüm ya da göremem diye baktığı tarafa bir süre aynı kareye bakıyordu.Ali koşar adımlarla bir kez daha istasyona gitti.Samsun dan gelen katarın ne kadar sonra geleceğini sordu  istasyon yetkililerine.Onlarda çok az bir süre kaldığını şu saatlerde Suluca da olması lazım dediler.Ali hızlı, hızlı akasya ağacının altına gelecek kalk arkadaş tren geliyor hazırlanalım.Arkadaşı ne treni yahu dedi.Uykusunu açamamıştı herhalde kendisini  köyde sanıyordu.Arkadaşı doğrularak etrafına bir baktı.köyde değil yanında arkadaşı Ali var o kadar.Peki Ali hemen hazırlanalım,tren gelebilir torbaların ve çuvalların ağzını iyice bağlayalım ki içindekiler dökülmesin.Kayaların arasından bir tren sesinin kendilerine doğru geldiğini fark ettiler.Torba ve çuvallar omuzlandı istasyon binasının önünde beklemeye başladılar.Tren sren sesini defalarca öttürüyordu.Civardaki pencerelerden trene doğru bakanların sayısı giderek artıyordu.Acaba bu trenden bize gelecek akrabamız bu trende mi diyorlardı birbirlerine.Bu pencereden ,pencereye haberleşme  idi bir bakıma. Ali nin gözünden kaçmıyordu .Bende onların aralarında olsam diye iç geçiriyordu.Genç adam gurbete ilk adımını atmıştı.Bir bakıma her şey onun için yabancıydı.Bazı olaylara ağzını açıp bir süre aynı kareye bakabiliyordu.

Samsun’dan gelen katar alışılmış bir güçle  istasyona girdi ve yerini aldı.Yolcular binecekleri bölümü arıyorlardı.Ali ile arkadaşı üçüncü mevki için bilet almışlardı.Katarda parana göre istediğin yere oturabiliyordun.Her yolcunun elinde trende nerede oturacağını gösteren biletlerde numaralar vardı.Ali ile arkadaşı  tahta koltukların bulunduğu bölümde yer ayırtmışlardı.Paraları o kadardı  lüks bir bölümde yolculuk etmek arzusunu her zaman taşıdılar ancak para keselerinde  arzularını yerine getirecek kadar para mevcut değildi.Az para ile uzun süre ihtiyaçlarını karşılamayı  hedeflemişlerdi.Yolculuğun daha ilk basamaklarında sayılırlardı.Önlerinde ki uzun yolculukta başlarına neler gelebildi.Bu meçhul duygular arasında  ellerinde ki paraya  iyiden iyiye sahip çıkmaları onu uzun süre yanlarında bulundurmayı amaçlamışlardı.Para onlara cesaret  veriyordu.Devamlı güçlü olmak onların da hakkıydı.

Samsun’dan kalkıp İstanbul’a gidecek olan katar yolcularını almak üzereydi.Herkes bir tarafa koşuşup duruyordu.Trene binenler,trenden inenler adeta birbirlerine karışmışlardı.çok etkileyici bir manzaraydı bu oluş.Ali ile arkadaşı böyle bir kalabalık görmemişlerdi.Adeta ikisinin de bir süre ağızları açık kaldı nerdeyse nefes bile almayı unutmuşlardı.Ali ile arkadaşını ilgilendiren kalabalık dışında birde insanların giysilerinin çok güzel oluşu idi.Onlar hanımların böyle bir giysi içinde hiç görmemişlerdi.Etkilenmemeleri mümkün değildi.İki genç adam bir kendi giysilerine birde etrafındakilerin giysilerine bakıp, bakıp iç çekiyorlardı.Üzgün oldukları anlaşılıyordu,.Ancak onların üzgün olduklarını  kendilerinden başka bilen yada algılayan yoktu.Dünya öyle bir dünya idi ki onlar bu seyahatlerinde çok şey öğrenecekler ve tekrar yuvalarına döneceklerdi.Omuzlarındaki torbalarla birlikte tahta koltuklu yerlerde yerlerini bulup oturdular ve bir iç çektiler.Yahu Ali trenle yolculuk yapmakta zormuş dedi .Neyse bundan sonra herhangi bir zorlukla karşılaşmayız.Yerimizi bulduk,ara sıra gezinecek koridora da yakınız,pencereyi istediğimiz zaman açabiliriz.Yanımızda yiyeceklerimiz olduğu gibi içecek suyumuz da var.Çok yiyeceğimize az yer az içer İstanbul’u bir gün elbet buluruz dediler ve tahta koltuklara yaslandılar.Sabahtan akşama kadar güneşin karşısında çalışan bu iki genç adam böyle boş nasıl vakit geçireceklerini daha şimdiden düşünür oldular.Onlar günün büyük bir bölümünü tarlada,bağda,bahçede olmak üzere çeşitli işleri yaparak geçiriyorlardı.Katarın tahta koltukları onları olduğundan çok sıkacaktı.Yeni düzene alışmak için şimdiden çaba göstermeleri gerektiğini anladılar birbirlerine bakarak  biz neredeyiz şimdi diye  birbirlerine öyle alışılmış olduğu gibi bir bakış içinde oldular.Arkadaşı Aliye bunlara alışacağız.İstanbul’da da ortama alışmak yani uyum sağlamak bizim için biraz zor olacak amma biz güçlükleri yenecek bir yeteneğe sahibiz dediler.Katar düdüğünü öttürerek Amasya istasyonundan ayrılmıştı.Ali ile arkadaşı pencereden etrafı izleyebilmek için ön tarafa gelmişler,başlarını dışarı çıkarıp ileriye ve geriye bakmaya başladılar.O arada bir görevli Ali ile arkadaşını uyardı.Gençler dışarı sarkmayın bir tehlike ile karşı karşıya gelebilirsiniz dedi.Ali  ile arkadaşı  yetkiliye biraz içerlemişler,Ne olur yani biraz dışarı baksak diye içlerinden mırıldandılar.Pencereden bakmayı bırakıp yerlerine otururken  açık olan pencereyi örtmeyi ihmal etmediler.Trenin hızı  ve dışarıda rüzgarlı bir havanın bulunması nedeni ile lokomotifin çıkardığı  kara dumanlar pencereden içeri girebiliyordu.Acı bir kokuyu duymak istemediler.Ali susamıştı .Su kabını torbadan çıkararak başına dikti.Birkaç yudum içtikten sonra birazda karnımızı doyursak aklımızda duracağına midemizde dursunlar dedi.Pencere önündeki seyyar masa açıldı ve yiyeceklerin bir kısmı yenmek için  masa üzerine kondu.Önde olan yiyecekler arasında annelerinin yaptığı çörek,yufkadan yararlanarak yapılan  pekmez,çökelek,peynir dürümleri.Onlara göre bu yiyecekler yabancı değildi.Ancak böyle bir yolculukta da yine karşılarına çıkmış olmalarından biraz yakınır gibi oldular.Ne var ki annelerinin onlara azık olarak koyacakları  birkaç kalem yiyecekten ibaretti.

Akşam yemeğini yiyen iki genç bir süre sonra konuşulacak bir konuda kalmadığı için uykularının geldiğini anladılar.Bulundukları kompartıman da yalnız ikisi idi.Ancak bir süre sonra  varacakları  büyük bir istasyondan  trene binen olabilir,o zaman boş odaya gelebilirler diyen Ali sıra ile uyumalarını önerdi.Arkadaşı biraz önce kendisinin uyuduğunu,sıranın Aliye geldiğini söyledi.Ali de arkadaşından böyle bir öneri geleceğini tahmin etmişti.Ali gözlerini yumduktan birkaç dakika  sonra derin  bir uykuya daldı.Odada yalnız kalan genç adam,pencere önüne gelerek ay ışığında  geçtikleri yöreleri izlemeye başladı.Ay ışığında bu kadar güzel yerler görme şansına ilk tanık oluyordu.Köyde de gökyüzünü izleme olanağı bulsalar da  şimdi gökyüzü ile birlikte çevreyi de görebiliyordu.Ali’nin arkadaşı pencere kenarında dışarıyı izlerken bir ara efkarlandı aklına hemen gelen bir türkü okumaya başladı.Ali’nin arkadaşı kara tren gelmez mi ola,düdüğünü çalmaz mı ola efkarlanmanın sonunda mırıldanmaya başlayan arkadaşı bir süre sonra sesinin tonunu artırınca Ali uyandı.Neredeyiz arkadaş dedi.Arkadaşı bir çok istasyonu geçtik sanırım epey yol aldık.Önümüzdeki ilk istasyonun neresi olduğunu öğrenmeye çalışalım dedi.Önlerinde uzun bir yol vardı.Sandıkları kadar yol almamışlardı.Daha çok güzel yerleşim yerleri görebilirlerdi.Ali, arkadaş biraz da ben şöyle dışarı bakayım diyerek pencere önüne yanaştı.Tren ara sıra o unutulmayan düdüğünü çalıyor,demiryolundan geçen karayolu üzerindeki  vatandaşları uyarıyordu.Bazı  demiryolu geçitlerinde dikkatsizlik sonucu  ölümle sonuçlanan kazalar olmuştu.Onun için demiryolu geçitlerine yaklaşırken tren düdüğünü acı, acı öttürüyordu.Ali’nin arkadaşı biraz kestirelim.Sabaha doğru Sivas’a varırız dedi.

-Benim henüz uykum gelmedi,sen şöyle rahatça uzan kanepeye ben bir süre sonra seni uyandırırım.Nöbeti alırsın dedi.

-Peki arkadaş sen madem ki öyle uygun gördün bende hemen uzanıyorum,uykum o kadar geldi ki tarif edemem.

Ben seni sabaha karşı uyandırırım bana Sivas’ı anlatırsın biraz.Biz daha önce Sivas’a bağlı bir yerleşim yeri imişiz

-Sen neler biliyorsun Ali.Benim sana anlatacağım bir şey yok sen her şeyi öğrenmişsin dedi.

-Sivas’ın bizden yüksekte olduğunu duymuştum bir ihtiyardan.Orası çok soğuk oluyormuş,trenden başka araç kışın çalışmıyormuş.Bizde de kış sert geçer amma Sivas gibi değil.Sivas’ın Kangal ilçesinde cins  çoban köpekleri besleniyormuş,köye giderken buradan gelirsek oradan bir köpek alıp götürmek isterim.

-Kangal köpeğini ne yapacaksın.Çobanlığa  mı karar verdin yoksa şimdiden.

-Yok arkadaş,öyle bir şey geldi aklıma söyleyiverdim.Seninde uykunu açmaya çalışıyorum biraz da.

-Haydi uyu arkadaş,Fazla bir şey anlatmayalım dedi.

-Ali’nin gözleri konuşurken küçüldü ,küçüldü biraz sonrada iyiden iyiye kapandı.

-Kara tren düdüğünü ara sıra acı, acı öttürüyor,pencerenin hizasından ağaçlar bir biri ardından gelip geçiyordu.

Ali’nin yorgunluğunu bir türlü anlayamayan arkadaşı,bende biraz kestireyim dedi.İkisi birden uykuya daldlar.Uyku küçük ölüm imiş denir.Herhalde öyle.İki arkadaş uyuya dursun tren istasyonlarda  kısa bir süre ihtiyaç için konaklamasından sonra yola devam etti.İstanbul il sınırları içersindeydiler.Tren İstanbula girerken onlar hala uyuyorlardı.Haydarpaşa istasyonuna  yaklaşan katar uzun uzun düdüğünü öttürmeye başlar.İki yorgun hala bu çalan düdüklerden bir türlü etkilenip uyanamazlar.İstasyona girerken değişik bir biçimde sesini  etrafa duyuran katar istasyondaki yerini alır.İki arkadaş katar görevlisinin kapıya vurması ile uyanan iki arkadaş,ne oluyor yahu diye birbirlerinin yüzüne bakarlar.Ali nereye geldik diyecek oldu.Görevli başka istasyon yok burası Haydarpaşa dedi.Ali ile arkadaşı şaşırdılar.Eşyalarını alıp aşağıya inmek için kapıya yöneldiler.Trende kimse kalmamıştı.Ali ile arkadaşı 

Kara trenin acı acı  çaldığı düdük sesi önce arkadaşını sonrada Aliyi uyandırmıştı.Katar sanki bir istasyona giriyordu.Hep öyle olmuştu şimdiye kadar. Bozkırın iki delikanlısı tren yolculuğunu da öğrenmişler,hatta nerede ne yaptığını beyinlerine yerleştirmişlerdi..Katarın kapıları otomatik olarak açılmış,yolcular dışarı çıkmaya başlamışlardı.Ali ile arkadaşı da torbaları sırtlayıp kapıya doğru yöneldiler.Kapı önü iyiden iyiye kalabalıktı.Arkadaşı bu tür kalabalıkları birkez görnmüştkü.Ali için ise böyle bir durum ilk kez yaşanıyordu.Torbalar omuzlarında  kapının önüne dağru yanaşmışlardı.Bu istasyonun neresi olduğunu sordu Ali. Arkadaşı burası Haydarpaşa  tren istasyonu buradan öte tren istasyonu ancak Rumeli yakasında var dedi.Biz şimdi iner inmez  vapur iskelesinin bulunduğu Hareme doğru yürüyeceğiz.Vapuru bulursak karşıya geçeriz bulamaz isek,  kenarda yani deniz boyundu bir oturacak yer bulur vapuru bekleriz dendi.Arkadaşı önden Ali arkasından yaya yoldan Hareme doğru yürüyüşe geçtiler.Yanlarından taksiler geçiyor,bazı sürücüler taksi var ağabey diyerek yanlarında duruyordu amma onlar  yaya olarak Hareme gitmeye karar vermişlirdi.Cepleri araca binmeye pek uygun değildi.Dah şimdiden paralar suyunu çekerse İstanbul’da ne yaparlardı.Kimden borç alabilirlerdi.Her şeyi iyi düşünmek zorunda idiler.Yol kerarındaki pencerelerden sabahın güzelliğini görmek teneffüs etmek isteyen güzel  kızlar ara sıra yolda yürüyen gençlerede göz atmayı ihmal etmiyorlardı.Ali ara sıra kafasını yukarı yani pencerelere doğru kaldırınca gördüğü manzaraları  şimdiye kadar hayal edemediği şekilde olduğunu vurguluyordu..Ne güzel manzaralı evler,gelen geçene bak vakit geçir.İnsan böyle yerde aç kalsada ölmez be birader dedi.Arkadaşı  gördüklerin her zaman oluşan olgular değil,sana değişik geldiği için güzel görünüyor dedi.Hergün aynı güzelliği görmek mümkün olsa aha şuraya uzanır yatardık dedi.Hızlı adımlarla yürümeye devam ettiler,bir süre sonra da kendilerini  gürültünün içinde buldular.Ne yapacaklardı.Karşıya geçecek vapur onlar Hareme gelmezden önce hareket etmişti.Bir açık hava kahvesinin ortasında buldular kendilerini.Yorulmuşlardı.Oysa çok yürümemişlerdi.Ancak uzun süre yürümedekleri için  birden bu kadar yol hamlığı onları yormuştu.Şu kahve de biraz konaklayalım  bir süredir görmediğimiz çayı içer rahatlarız dediler.Arkadaşı boş bir masaya yöneldi,Ali de aynı yöne doğru yönlendi ve boş bir masaya oturdular geniş bir nefes alarak sandalyelere oturdular.Garson sanki onların oturmasını bekliyormuş.Hemen geldi ne içersiniz ağabey dedi.Ali iki çay ikide simit getir dedi.Ali arasıra şehre gittiğinde simit alıp yemeyi ihmal etmiyordu.Şimdi yine canı istedi.Çayla yeriz dedi.Arkadaşı  yahu Ali simidi özlemişe benziyorsun.Bundan sonra simit arkadaşın olabilir.Bazen can  kurtaran simit bile olur.İstanbul da insanlar işe giderken bir yandan simit atıştırırlar bir yandan da giderler,İşe zamanında yetişmek lazım.Servisi kaçırırsan iş yerine kendi paranla gidersin sonra.İşine belli saatte muhakkak varacaksın.Yoksa geç kaldığın kadar yevmiyenden  ay başında kesilir.Onun için bazen iş yerine simit yemeden de gidebilirsin.Kahvaltıyı orada yapmak için zaman bulursan .Vakit nakittir sözü  sanki İstanbul işyerleri için söylenmiş bir söz gibi geliyor insanın aklına.

Ali ile arkadaşı çaylarını bitirmeden simitlerini yediler.Garsona seslendiler arkadaş iki simit daha getirebilirmisin .Peki ağabey hemen geliyor der garson.Garsonun simitleri çabucak getirmiş olmasına şaşırır Ali.Arkadaşı ne sandın Ali işte bak şurada birkaç dadika da neler öğrendin.Daha çok şey öğreneceksin dedi.  Genç adamız biz çabuk öğrenmek zorundayız dedi Ali.Çaylar da bitti simitlerde.Şimdi sıra vapuru beklemeye geldi.Ali vapur biraz geç gelsede bizde burada biraz dinlensek diye aklından geçirdi.Arkadaşı birkaç dakika sonra vapur geri döner gelir.Bu araba vapurları karşıya gider gelir.Yolcuları iki yakaya götürür getirir.Onun için belli saatlerde muhakkak gelir şeklinde konuştu .

İki genç karşılıklı konuşmayı sürdüre dursunlar vapur geliyorum diye düdüğünü çaldı bile.Bilet alma yerinden biletlerini aldılar,vapurun iskeleye gelmesini beklediler.Biraz sonra  rıhtıma  yanaşan vapurun çıkış kapıları açıldı herkes aşağıya inerken onlarda vapurun içine girdiler.Vapur sallanıyordu.Ali biraz şaşkınlık yaşadı amma arkadaşına belli etmedi.Vapurdan inen koşuşuyordu.Bir araca binip Haremden hemen uzaklaşıyorlardı.Harem bir bakıma otobüs durağı gibi görev yapıyordu. Ali ile arkadaşı güverteye çıktılar.Şimdi etraf daha iyi gözüküyordu.Yolcular arasında eşyasız olanlar dikkatini çekti Ali nin.Bunlar sabahleyi nereye gidiyorlar acaba dedi.Ali bir tatil sabahı İstanbul’a geldiklerinin farkında bile değildi.İnsanlar tatil günü biraz rahat gezinti yaparlar,tanıdıklarına konuk giderler,parklara oturmaya giderler,gençler sözlüleri ile görüşmek için evden çıkarlar.Velhasıl gezinti için bir fırsat yaratırlar.Ali kendi kendine birgün bizde böyle bir tatil günü nü onlar gibi yaşayabilirmiyiz dedi.Arkadaşı duygulanma ,elbet bizde birgün onlar gibi olacağız.Belki bizim durumumuz onlardan biraz daha iyi ve anlamlı olabilir.Meraklanma sen.Sabret her şeye akıl erdirmeye,yorum yapmaya kalkma.Onlar konuşurken vapur düdüğünü çalarak yola koyulmuştu bile.Vapurun denizi yarışını,suların ikiye ayrılmasını izlemeye başlayan Ali arkadaş benim başım dönüyor bana dokun dedi.Arkadaşı onu düşmekten tutarak kurtardı.Ayakta durma gel şöyle şu banklardan birisine oturalım.Oturduğumuz yerden uzakları izleriz dedi.Birlikte  bir kanepeye oturdular.Ali ilk vapur yolculuğunu biraz sorunlu geçirecekti.Vapura ilk kez binmişti yine iyi dayandı.Bazıları hiç vapura binemezler.Hemen başları döner.Onlar kayığa hiç binemezler.Kayık vapur gibi değil daha çok sallanır.Tüm yeni sıkıntılar Marmara Denizinde yaşandı ama birkaç dakika  sonra sıkıntıların yerini bir oh aldı.Deniz yolculuğu kara yolculuğuna hiç benzemiyordu.Bunu yaşayınca anladılar.Rıhtıma yanaşan araba vapurundan insanların inişini izleyen Ali ile arkadaşı,bu kadar insan sabahın ilk saatlerinde böyle nereye koşuyorlar dedi.Arkadaşı onlar işlerine yetişimek için koşturuyorlar.Binecekleri aracı kaybedince ikincisi gelinceye dek beklemeleri gerekir.İstanbul’da işe gitmek başlı başına bir sorundur.Arkadaşı Aliye dönerek Ali biz böyle uzak yerlerde iş bulmayız herhalde.Bizim işimiz bunların işine benzemez.Biz vasıfsız işçiyiz.Bu gördüklerin hep vasıflı işçidir.Onlar fabrikada,ya da inşaatda usta olarak çalışırlar.Biz ancak onlara yardımcı oluruz dedi.Ali arkadaşına ne olursa olsun arkadaş biz hemen bir yerleşim yeri bulmaya bakalım şimdi.

Çuval ve torbaları yerden alarak omuzladılar ve diğer yolcular gibi onlarda dışarı çıkmak için bir bakıma kuyruğa girdiler.Alinin alışkın olmadığı bir durumdu.Ben böyle kuyraklar dan sıkılırım arkadaş dedi.Bizde kuyruk olmayan yerlerde işe başlarız.Dışarı çıkmak isteyen insanlar birbirlerini ite kaka yol almaya çalışıyorlar.Bunların işi zor dedi Ali.Arkadaşı biz şimdi nereye gideceğimizi yani  İstanbul’un hangi semtine gidip kendimize bir yer bulabileceğiz dedi.Hele biz sirkeciye  bir geçelim orada otel bulalım.İşleri ondan sonra koştururuz dedi Ali.Sirkeci kelimesi biraz tuhaf bir sözcüktü onun için.Sirke iki tanedir benim bildiğim.Bu sirkeci üçüncü oluyor herhalde.İnsanlar durup dururken isim takmazlar her halde .Bir olay sonrası adlar verilir.Eskiden çcocuklara bile önce kolayca isim vermezlermiş,bir kahramanlık gösterisinde bulunması gerekiyormuş.Her neyse bunları sonra otel odasında konuşur tartışırız arkadaş.Biz kısa yoldan sirkeciye nasıl varacağız dedi Ali.Arkadaşı aha şurada sirkeci uzakta değil.Biz Eminönü’nde indik vapurdan,Sirkeci biraz yukarda.Sandığın gibi uzak yerde değil.Sen peşimden gel Ali aha ben sana şimdi Sirkeciyi gösteririm dedi.Torbalar sırtlarında hızlı hızlı yürüyorlardı.Ali önde giden arkadaşına daha uzak mı ben yoruldum aha şurada bir kanepe var oraya biraz oturalım da soluklanalım dedi.Araçlar gelip geçiyordu.Ali ara sıra arabaların içindekilere göz atıyor.Hele hanımları görünce ağzı bir süre açık kalıyordu.Köyden ilk kez ayrıldığı için konuşma ayrı,giyim kuşam ayrı, insanların kendilerine bakmaları bir ayrı.Hanımlar köydeki gibi değil hep bayramdaki  gibi süslenmişler,giyinmişler..Pek güzel gözüküyorlar.Hele süründükleri kokular ta burnuma kadar geliyor.Biz bunların içinde nasıl yaşayacağız.Bize asılırlarsa ne cevap vereceğiz.Ankadaşı merak etme hergün biraz bir şeyler öğrenir çözüm buluruz.Danışa danışa dağlar aşılır sen merak etme arkadaş dedi .Ali sana güveniyorum arkadaş dedi.Sen olmasan ben yalnız buralara gelmezdim ki dedi.

Ali’nin okumuşluğu yoktu.Arkadaşı çat pat büyük harflerle yazılı olanları okuyabiliyordu.İstanbul gibi yerde cahil durmak çok kötü.Kısa zamanda bir şeyler öğrenmeli,hele okuma yazmayı muhakkak öğrenmeli.Arkadaşı Ali ye güç verdi.Sen korkma ben sana hergün bir kelime yazar öğretirim.Böylece bir süre sonra sende benim gibi okursun dedi

Ali ile arkadaşı Sirkeci de bir otele yerleşip daha sonrada iş arayacaklardı.Trende bulundukları sıra hep hangi semtte kalırlarsa daha kolay iş bulabilirlerdi.Gurbete çıkmışlardı.Anadan,babadan,hısım akrabadan ayrı düşmüşlerdi.Daha şimdiden köy burnunda kokuyordu Ali’nin arkadaşı bunu iyi anladığı için Ali ye bana bak  arkadaş,biraz önce dile getirdiğin konuları daha şimdiden aklına getirmeyeceksin.Biz buraya dudakları boyalı,kokulu hanımlara bakmak için gelmedik.Onların hep sahibi var.Onlara kendine birkaç dakika güzel geçirmek için bakarsan büyük bir kötülük etmiş olursun bilesin.Burada insanların giyim kuşamları bizim köye benzemez.Orası köy burası şehir.Burada her şey bizimkine benzemez .Ama ben sana ilerde buna benzer konuları daha rahat anlatırım.Belki buradan seni evlendirebiliriz de.Deme arkadaş.Arkadaş gerçekten böyle bir iş yapabilirmisin.Yaparım Ali bu konuda ağzım laf yapar.Girişimi severim.Girişimcilik bu konularda olursa  daha kolay başarı sağlarım.Hele sana böyle bir yardımda bulunmayacağımda kime bulunacağım.Sen benim en yakın akrabamsın.Bak seninle İstanbul’a gelmeyi senin sıkıntı ile karşılaşmamam içinler dedi.Ali arkadaşına senin bana yaptığın yardımları iyi biliyorum.Benim için yapmayacağın bir iş yok.Bunu ikide bir sana hatırlatmayım.Bana yakışanı kendine yakışır bulduğunda girişim yap aksi halde  olacakları sen bilirsin.Mahcup olmak zor bir eylemdir.Yaradan yolumuzu şaşırmışlardan etmesin bizi.

Sirkeci bölgesine yürüyerek geldikten sonra yola yakın otellerdan birisinin kapısandan içeriye daldılar.Otel katibine yer olup olmadığını sordular.Katip yer bulunduğunu,kaç gün kalacaklarını öğrenmek istedi.Ali otel katibine ne soruyon arkadaş kapına geldik işte bize bir yer verde eşyalarımızı yerleştirelim.Daha sonra geniş geniş oturup konuşuruz.Üç aymı desem,altı ay mı desem bir senemi desem .işte onlardan birisi kadar kalacağız.Bizden memnun olacakasın arkadaş.Biz öyle pek gürültü etmeyi insanları rahatsız etmeyi bilmeyiz.Eğer onuda öğrenirsek bunda hatalı olan siz olacaksınız dedi.Otel katibi sen neler biliyormuişsun arkadaş,Daha otele yeni girdin bak neler söylüyorsun,seni takdir ettim.Otel katibi nüfuz cüzdanlarını da istedi .Her ikisi birden ceplerınde ki kafa kağıtlarını verdiler.Katip yahu arkadaş hemşehri imişiz dedi.Ali biz senin hemşehrimiz olduğunu çok önceden biliyoruz dedi.Daha önce burada iki sene kalan Karaoğlan dan öğrendik.Bize buraya gelmemizi öğütledi.İnşaallah sizde başka arkadaşlarınıza söylersiniz.Sizin sayenizde bizde bir süre olsun müşteri bulma sıkıntısından kurtuluruz.Ali şöyle bir göz gezdirdi içeri girip dışarı çıkanlara.Bunlar hep bizim yörenin insanları baksana,insanlara selam vermeleri bile aynen.

Ali’nin arkadaşı Müslümanın selamlaşması bir kural gereğidir.Selamlaşan insanlar birbirlerini daha iyi tanıma fırsatı yaratıyorlar demektir.Onların yörenin bilinmeyenlerini kendilerinin çabuk bulacakları na inanıyorum.Ama çok gitmez onlarda diğerleri gibi otele ve çevresine alışırlar.Sirkeci o dönemin en işlek yeri olarak biliniyor.Hem kalabalık hemde çok çeşitli mağazalar var alışveriş yapmak için güçlük çekmeyeceğiz.Bir süre kalacakları odaya taşındılar,yatakların üzerine oturdular.Ali köyde böyle karyola ve yatak görmemişti.Onun yatağı kalın dı ve tamamen yünden di halbuki oteldeki yatak pamuktandı.Bu adamı kışın üşütür dedi.Arkadaşı  Ali biz henüz yaz mevsimindeyiz.Kışa daha çok zaman var.Hem buralarda kış bizde ki gibi sert olmaz.Karşılıklı eleştirilerde bulundular.Ali tavandan sarkan bir lamba var  onun adı ne diye sordu.Onun kitabi adı Ampul,insanlar ona kısa yoldan lamba diyorlar.Bu akşam odamızı aydınlatacak öyle mi.Gaz lambası buralarda kalkmış.İnsanlar elektrikle aydınlanıyorlar.Ali burası İstanbul,medeniyetin beşiği sayılan yerleşim birimlerinden birisi elbette öyle olacak. .

İş elbiselerimiz gezinti elbiselerimiz ayrı olacak.Şimdi yaz yalnız bir pantolon  öyle olacak.Desene arkadaş burada çok yeniliklerle karşılaşacağız.Biz pantalon    ile bir de beyaz gömlek aldıkmı iş tamam sayılır.Bir çiftte yeni ayakkabı ucuzlarından aldık mı  gezinti için hazırız demektir.Arkadaş desene  ilk kazandığımız paraların bir kısmını üstümüzü başımıza harcayacağız.Burada ki kurallara uymak zorundayız.Sonra herkes bize bakar bizi ayıplarlar.Şunlara bak dağdan inmişler gibi dedirtmeyiz.Hani dağda çoban istediğini giyer istediğini çıkarır ya onun gibi.Burada iş elbisesi ayrı çarşıda dolaşıylacak elbise ayrı olacak.Kurallara uymamız lazım.Ben  bir amcadan duymuştum amma bukadarda olacağını sanmıyordum.Bizi kimse şöyle yapın diye uyarmaz.Biz kendimiz etrafa bakarak ayak uyduracağız.Bizi kimsenin kınamasına gönlümüz razı olmaz.Biraz masraf olacak amma bize köye gidenceye kadar yeter alacaklarımız.Ali arkadaşına ben daraldım .Ayakyolu nerede acaba diye sordu.Arkadaşı gel bakalım diyerek tuvaletin bulunduğu yere götürdü.Buranın adı ayakyolu değil tuvalet  arkadaş dedi.Ali daha çok şeyler öğreneceğiz desene.Ne sandın ya köyde küçücük bir sokak başına toplanıp gelip geçeni gözlediğiniz değil.Burada öyle bir durumla karşılaşamazsın.Herkes işinde gücünde zevk en sonra geliyor.İnsanlar burada ekmek parası için  sabahın erken saatinden gecenin geç vakitlerjne kadar çalışıyor.Bizde onlar gibi hatta daha fazla çalışıp çok para kazanacağız.Otel parası,yemek parası ,diğer masraflarımızı karşıladıktan başka köy içinde para biriktireceğiz.Fazla paramızı bankaya yatıracağız.üstümüzde öyle çok para taşımayaacağız.Yoksa bizi yankesiciler bir anda çarpar yolda  cıscıplak bırakırlar.O kadar da değil hani.Kendimizi  koruruz.elbette koruruz amma onların eli çok çabuktur.Adı üzerinde yankesici.

İnşallah öyle bir durumla karşılaşmayız.Tabii biz önceden tedbirimizi alalımda komşuyu hırsız tutmayalım değil mi.Konuşmalar yerini sessizliğe bırakırken Ali arkadaşına ben uyuyacağım arkadaş.Sanada iyi geceler olsun dedi.Ali gözlerini kapar kapamaz uyuya kaldı.Arkadaşı bir süre daha pencereden dışarılara baktı.Şehir gündüz gibiydi.Her taraf ışıl ışıldı.Otel yakınındaki caddeden otomobiller korna çalarak geçiyorlardı.Ali’nin arkadaşı biz bu otomobillerin sesine biraz zor alışacağız.İşten yorgun argın gelip yatacağız amma onlar sabaha kadar geziyorlar.Onlarda gece para kazanıyorlar.Büyük şehirlerde zamanın her anı değerli.Bir taraf uyurken diğer taraf ayakta,bir bölüm insanlar işbaşında sabaha kadar.Onlarda gündüz istirahat edebiliyorlar.Çoğu çocuklar babalarını uzun süre görmeden günlerini tamamlıyorlar.Bizde onlardan bir parça olacağız yarından itibaren.Sabah erken kalkacağımız için şimdiden pek derine dalmadan kısa yoldan dinlenmeye bakalım dediler ve kısa süre sonrada uyudular.İstanbul’un gürültülü sokakları onlar için çok uzaktı.Çok yorulmuşlardı .Birkaç gündür tren yolculuğu yapmışlardı.Onlar böyle uzun bir yolculuğu belki ilk kez yapıyorlardı.Ali rüyasında kendini köyünde sabah erkenden kalkıp tarlaya gittiğini,bir türlü tarlaya varamadığını,yorulmasına rağmen tarlayı bulamaması onu endişelendirmişti.İşte tam o sırada yatağından doğrulan Ali iyice terlemiş ve bunalmıştı.Halinden belli oluyordu.Arkadaşı da uyanmış o her hangi bir rüya felan görmemişti.

Ali arkadaşına rüyasını anlattı.Ali rüyanı pek beğenmedim desem bana  kırılırmısın bilmem.Bugün İstanbul’da iş arama günümüz olacak amma biz iş bulamadan yine bu otele geleceğiz dedi.Ali olmaz öyle şey,neden öyle yorumluyorsun.Bence biraz yorulacağız amma işimizi bulup otele öyle döneceğiz diyorum.Arkadaşı inşallah Ali.Ben iş bulmamızı hemde kısa bir sürede bulmamızı istemem mi.Bakalım kimin rüyası gerçek olacak dediler.Sabah kahvaltısı yapmak için Ali’nin arkadaşı dışarı çıktı bir süre sonra elinde bir iki paket ile geldi.Ali hayrola ağabey nedir onlar.Ne olacak peynir zeytin.Bundan böyle sabahları kahvaltıda bunları yiyeceğiz.Köydeki gibi işe evin hanımları yada çocukları bekleyip onların hazırladıklarını göremeyeceğiz.İstanbul’a alışmada biraz sıkıntı yaşayacağız.Sen hiç merak etme.Köyde çalıştığının yarısı kadar burada da çalış seni herkes işine alır.İşine alır derken usta işçilerden bahsediyorum.İnşaatta çalışmak için bir ustadan olur alman gerekir.Bizi kim tanır Ali.Biz önce bir inşaat ustası bulup onan iş isteyeceğiz.Oda yerini tarif edecek  orada buluşup işe başlayacağız.Bir kaç gün usta bizi denetler, bakar ki biz onun dediği gibi çalışıyoruz.Bize akşam otele dönerken sabah yine gelin der.İşte bu sözü almak biraz bizi yoracak amma başaracağız.Biz buraya çalışmaya geldik.Elbette iş bulacağız.Köydekilerin gözü bizde.

Kahvaltılarını yaptılar ve otelin merdivenlerinden inerek otel katibinin yanına ugrayarak biz akşam yine yerimizdeyiz dediler.Katip odayı kapattı.Bismillah deyip otel kapısından dışarı adımlarını attılar.Yaradana sığınıyoruz.Biz buraya neye geldik dediler.Her ikiside çok heyecanlıydılar.Ali’nin arkadaşı daha önce gelmiş bir süre çalışmıştı.Ali hep ona güvenip köyden ayrılmıştı.Onu bir akrabası gibi seviyordu.Otelin kapısından dışarı çıktıklarında  önce hangi yöne gideceklerine bir karar vermeleri gerektiğini bildiklerinden arkadaşı Ali’ye daha önce benim geldiğimde  bizim şu anda bulunduğumuz yere yakın bir işçi ve usta kahvesi var.Önce oraya bir gidelim tanıdıklardan kimse var mı yok mu bir bakalım.Tanıdık birisini bulursak iş bulmak kolaylaşır.Kahve kahve gezmekten kurtulur işimizi biliriz dedi arkadaşı.Ali arkadaşı ne derse onu hemen onaylıyor.Onaylamaktan başka yapacak bir becerisi yok.Amma oda ilerde arkadaşı gibi İstanbul’ u İyiden iyiye bilen bir kimse olacak.Ona olan güvencesi tam.Arkadaşı önde Ali arkasında sokağın yayasında yürümeye başladılar.Sokak sabah olduğu için bir hayli kalabalıktı.Ali bazı yolcuların omuzlarına bile vurduklarından yakınmaya başladı.Arkadaşı önüne iyi bak,rasgele yürüme,Önünde giden insanın sakın ayağına filan basma.Tabanına basma olayı denir ona.Birbirini tanımayan insanlar tabana basma olayından birbirlerine girerler zaman ,zaman.Polis onları birbirinden zor ayırır.İnsanlara omuz vurmayacaksın sıkıştığında yan olarak kalabalığı yaracaksın.Mümkün olduğu kadar insanlara saygın davranacaksın.Yumuşak davranışlar insanı belalardan korur.Daha yeni geldik sakın kimseye kızmayalım.Biz kızarsak bizede başkaları kızar.Burada rahat etmek için yolda yürüme kurallarına uyacaksın.Yol verme halinde yumuşak bir tavırla rakibinle selamlaşacaksın.Böylece insanları yavaş yavaş tanıma fırsatı bulmuş olacaksın.Ali arkadaşının öğütlerini hem yürüyor hemde tasdik ediyordu.Ali’nin şimdi çocuk gibi her şeyi öğrenmesi ve uygulaması lazım.Yolun neresinden gidilecek,karşıya nasıl geçilecek.Bu öğreneceklerimiz şehir kuralları,bunlara en kısa zamanda uyum sağlamamız gerekir.Aksi halde  trafik kazasına kurban gitmemiz kaçınılmaz  olur dediler Ali gözümüzü iyi açmamız gerekiyor değil mi arkadaş.Biraz sen yardım edersin biraz da ben aklımı kullanırım güçlüğü yeneriz sen meraklanma  arkadaş dedi Ali.Arkadaşı Ali’nin iyimserlik kokan sözlerinden çok memnun oldu ve sen böyle düşündükten sonra aşamayacağımız engel kalmaz.Bizim kurallarımızda 

Şehrin kurallarına beziyor ancak şehirde motorlu araçlar fazla.Bizde trafik iki ayaklılarla dört ayaklıların trafiği var.Kahveye gelip giderken olsun iş yerinde iş kurallarına uymak gerekir.İnşaat işleri öyle bir tarafa atılacak cinsinden değil.İşler sağlam  malzeme kullanılarak yapılacak.Malzemeleri  normal kullanmazsak bir gün başımıza dert açabilir.İşlerimizi hilesiz hurdasız yapmak zorundayız.Bizi köyde bekleyenler var.Onları üzmek bizim hakkımız değil.Onların emeklerini bir tarafa bırakıp kendi kendimize istediğimizi yapamayız.Onları devamlı yanımızda görmek zorundayız .Ancak o zaman başarılı oluruz. Dediler.Konuşmalar karşılıklı  sürerken iş yerine vardılar.Yapacakları iş harç karmak tuğla çekmek,ha bu arada harç çekmekte var.Ne ile dersen.Harç geçgere  ile taşınır.,Harcı doldurursun ve   duvar örülen yere en yakın bir yerde  teknesine boşaltılır.Bina yükseldikçe bizde şehre yüksekten bakma olanağına kavuşacağız dediler..İş yeri Sirkeciye pek uzak sayılmazdı.Sirkeci etrafına  yükselen binaların sayısı her geçen gün artarken Ali ve arkadaşı İstanbul’a gelmişlerdi.İnşaat işlerinde pek kaliteli işçi aranmaz.İş yaparak acemilikler gider.Acemiliğin yerini doğru ve dürüst olma koşullarını getirir.Ali ile arkadaşı  tüm işlerin üstesinden gelmek için olduğunca çaba gösterdiler.Ali ile arkadaşı başlı bir inşaat işi buldular.Onlar diğerleri gibi iş sonrası Sirkeci de ki işçi kahvesine uğradılar.Bir süre burada kalarak birkaç  bardak çay içerek yorgunluklarını giderdiler.Sabahtan akşama dek inşaat işinde çalışmak öyle kolay bir işçilik değildi.Harç yapacaksın,harç taşıyacaksın,ustaya tuğla lazımsa onu yetiştireceksin.Birkaç tür işi bir arada yürütmek zorundasın.İnşaat işçileri nefes nefese çalışırlar.Saat 17.00 de işi bırakarak işçi kahvesine gelip çaylarını yudumlarlar.Başlı işi olmayanlar yarın için kendilerine iş arayışına girerler kahvede.İşçi kahvesine iş alanda işverende uğramak zorundadır.Ali ile arkadaşı bir süre kahvede yorgunluklarını giderdikten sonra otele döndüler.Başlı iş bulmuşlardı.İnşaatın bir bölümünde akşamları kalabilecekleri bir yer bulunup bulunmadığını sordular,mal sahibi inşaatta kalmalarında bir sakınca olmayacağını söyler.Otel parasından kurtulacaklar,biraz daha fazladan para biriktirebilecekler,köye paralı dönecekler.Otele gittiler ,otelde onların son geceleriydi.İnşaatta kalabilecekleri kadar yorgan yatak aldılar kapalı çarşıdan.Omuzladılar ve inşaatın yolunu tuttular.İnşaat Sirkeciye yakında imiş onun için yaya gittiler inşaata.İnşaatın bir köşesine eşyalarını yerleştirdiler.Yerleştirdiler amma burada bir evde bulunması gereken her şeyin bulunması lazımdı.Onlarıda  almak için tekrar çarşıya indiler,tabak,çatal,kaşık,tuz,biber.çay,demlik,.şeker,kısaca bir sürü  öte beri aldılar  ceplerindeki parayı azalttılar.Zeytin,ekmek,peynir ,yumurta tava.Cezve,su bardağına varıncaya dek hemen her şey aldılar.Otelde kalırken böyle bir şeye ihtiyaçları yoktu.Otelin yakınındaki lokantalarda karınlarını doyuruyorlardı.Sanırım lokantada istedikleri gibi rahat yemek yiyemiyor karınlarını doyuramıyorlardı.Onun için inşaatta kalmayı istemişlerdi.Daha bir süre ihtiyaçları olacaktı ancak onları gerekteğinde almayı yeğlemişlerdi.Etrafın ışıkları ile bir süre inşaattaki yerlerinde oturup dertleştikten sonra uykuları gelmiş ve inşaatta ilk gecelerini geçirmek için yataklarına uzanmışlardı.Pencere falan yoktu.Denizden esen rüzgar bir yandan girip öte yandan çıkıyordu.Yatakların içinden bir süre daha konuştuktan sonra uyuya kaldılar.

Ali sabah ilk kez uyanan.O bu inşaatta kalmanın kendilerine bazı zorluklar getireceğini kestirmişe benziyordu.,inşaatın alt katındaki tuvalete gitti.Su yalnız alt katta bulunuyordu.Elini yüzünü yıkadıktan sonra arkadaşının yanına çıkan Ali,arkadaşınında uyandığını gördü.Ona lovabanın yerini sordu.Ali arkadaşının anlayacağı bir dil ile ona bazı tarifler yaptı.İki arkadaş birlerini devamlı bilgilendiriyorlardı.Ali biraz acemisiydi yörenin.Geceleri biraz serin olduğundan Ali ilk gece biraz üşümüşe benziyordu.Ancak üşüdüğünü arkadaşına söylemeyi istemedi.Ali her zaman arkadaşının önerilerine evet diyordu.

Ali ile arkadaşları inşaatta uzun süre kaldılar.Bu arada ara sıra çarşıya çıkıp alış veriş yapmayıda ihmal etmiyorlardı.Ali köy için bazı hazırlıklar yapma sevdasındaydı.Ancak birgün alış veriş için gittiği dükkanda alış veriş yapan bir genç bayan gördü.Her nasılsa bayanda Ali de birbirlerine aynı anda  göz göze geldiler.Ali ‘nin bayana canı kaynamıştı.Evli mi bekar mı bilmediği için bakışlarını sertleştiremedi.Bir dahasına yine görüşelim dercesine işlerine baktılar,Hanım aldığı eşyaları  eline alıp  giderken Ali yi bir daha izledi.Ali’nin bu izlemeden haberi olmadı.Hanımın Aliyi kısmende olsa beğendiğini Ali bir daha bakkala gittiğinde anlayacaktı.Aradan bir süre geçtikten sonra Ali içine düşen ateşi yakabilmek için  ara sıra bakkala gidiyor yada bakkal yolunda  sezdirmeden tur atıyordu.Yine bir gün benzer turları gerçekleştirirken hanımın evinden çıktığına tanık oldu.Yanında bir bayan daha vardı.Ellerinde büyükçe bir çanta vardı.Her ikiside aynı elbiseleri giymişlerdi.Uzaktan daha güzel görünüyorlardı.Ancak hanımın yaklaştığını gören Ali’nin bacakları titremeye başladı.Hanımın yanındaki kadın Ali’ye nasılsın delikanlı bizi mi bekliyordun.Evet dedi Ali.Biz denize gidiyoruz sende gel olmaz mı dedi.Peki dedi Ali.İki bayan yollarına devam ederken Ali arkalarından baka kaldı.Davet almıştı amma nasıl gidilir denize.Hangi denize.İstanbul’da bir yerde değil çok yerde plaj var.Acaba hangisine  gittiler dedi.Yolda fazla beklemedi doğru arkadaşının yanına gelerek ben denize gidiyorum.Birşeyler almam lazım dedi.Ali kendisine önce bir mayo aldı.Onların gideceği yakın plaja o da gitti.Öğle sonrsıydı.Akşam yaz günü biraz geç oluyordu.Henüz gün dönmemişti.Yani 21 Hazıran dı .Kapıda biletini aldı boş kabinlerden birine girerek soyundu.Mayo ile kalmıştı.Böyle hiç insanların karşısına çıkmamıştı Ali.Çok zor durumda olduğu belli idi.Kabinden dışarı çıktığında  uzakta kumların üzerine oturmuş,plajın kapısını gözleyen hanımı ve arkadaşını gördü.İster istemez onların yanına gidecek karşılıklı olarak birbirlerini tanıyacaklardı.Ali inşaatta çalıştığı için biraz kararmış yağız bir delikanlı olmuştu.Daha askere bile gitmemiş delikanlının  fiziksel durumu nasılsa Ali ninki de öyleydi.Hanım ile arkadaşı ellerinde birer şişe ile gövdelerini yağlıyorlardı.Ali yanlarına yanaşarak kolay gelsin hanımlar dedi.Kulakları kızarmıştı Alinin.Hanım görüyorsun işte  yanmamak için yağlanıyoruz.Senin yağlanmana intiyaç yok,sen iyiden iyiye inşaatta yanmışsın.Ali hanımın yanına yavaşça oturdu.Hanımın kokusu yayılmıştı etrafa.Ali bu güzel kokunun içinde  ki vücudu tahmin edemiyordu.Hanım yüzü koyun yatarak Ali ye şişeyi uzatarak,beni biraz yağlasana dedi.Ali nasırlı elleriyle  bembeyaz vücuduna elini sürdükçe hanım oh oh çekiyordu.Eline sağlık ne de güzel yağlıyorsun.Sırtım bundan sonra güneşten yanmaz dedi hanım.Ali’nin neler gelmedi ki aklına.Ah şimdi yalnız olsaydık ben sana yapacağımı bilirdim.Dua et etrafımızda insanlar dolu.Kendi kendine fısıldayan Ali ye eh ne diyelim delkanlı.Göz koydun herhalde hanıma.Ali biraz öyle oldu sanırım.Böyle tanışmanın pek uygun olmadığını biliyorum amma serde yalnızlık ,gariplik var.Biz bundan böyle kendi ipimizle kuyuya inmeyi öğreneceğiz.Yoksa sıkıntılar bizi bırakmaz.Uzaktan birbirimzi beğendik amma,birde yakından bir birimizi görmemiz gerektiği için böyle usul dışı girişimlerde bulundum beni affedin dedi.Utanılacak bir şey yok dedi hanım.Şimdi birbirimizi iyi tanırsak sonra sıkıntı çekmeyiz dedi.Hanımın konuşması Ali nin çok hoşuna gitti.İsterseniz önce ben kendimden bahsetmek isterim dedi ve İstanbul’a ilk kez geldiğini,bir inşaatta çalıştığını ve orada kaldığını,ara sıra Sirkeci de ki işçiler kahvesine gittiklerini,köye giderken biraz para götürelim diyoruz dedi.babamın tek oğluyum.okumuşluğum yok.Arkadaşım var o bana okuma yazmayı öğretiyor.mektubumu yazıyorum artık dedi.Anlaşıldı dedi hanım.Sıra şimdi denize girmeye geldi.Hadi bakalım biraz yüzelim.Hanım ile Ali önden arkadaşı hanımda onların arkasından denize doğru yürümeye başladılar.Ali nin ayaklarında terlik yoktu.Kumlara yavaş yavaş basıyordu.Hanım denize adımını atar atmaz suya bıraktı kendini.Hadi gel yanıma sende yüz bakalım dedi.Ali ırmak ta yüzdüğü gibi birkaç kulaç çekti amma yoruldu.Hanım bir hayli uzaklaşmıştı.Ali nin gelemediğini görerek geri döndü suya dalarak Ali ye bir omuz vurdu.Güzel vücudu  suda gören Ali ne yapacağını şaşırmıştı.Hanım Ali nin yüzme bilmediğini bilmiyordu.Ali diye seslendi.Ali ondan tarafa birkaç kulaç daha çeksede onun yanına gidemedi.Hanım bir balık gibi suyun içinde kayarak geldi Ali nin yanına.Hani gel bakalım beraber yüzelim dedi.Ben yüzme bilmiyorum diyemedi  tekrar birkaç kulaç attıktan sonra olduğu yerde kaldı Ali.Hanım onun yüzemediğini öğrenmişti.Hemen geri gelerek onun koluna girdi ve denizden birlikte çıktılar kumların üzerine bırıktılar kendilerini.Hanım bir sağ bir sola döndü vücuduna kumlar sarılmıştı.Ali adeta kumlara kızıyordu.Siz ne yapıyorsunuz yahu.Ben onun vücudunu izlemek için geldim buraya dedi kendi kendine.Hanım Ali nin aklından geçenleri iyiden iyiye sezinlemişti.Ancak yanında bir başka bayan olduğu için pek açılıp konuşamamıştı.Hanımın arkadaşı da anlamış olacak ki siz konuşa durun ben de denize gireceğim dedi.Hanım yanındaki serginin üzerine yatarak kumları dökmeye başlamıştı.Ali ye sende döksene benim gibi dönde.Ali üzerindeki kumları döktükçe hanım onun  yağız vücuduna  bakıyordu.Ali kumlar açıldıkça hanımın vücudunu daha iyi görmeye başlamıştı.Ali ben kendimi tanıttım az da olsa sende fırsattan istifade anlatabilirmi sin dedi.Hanım birkaç yıl önce bir evlilik yaptığını,eşinin kanser olması nedeni ile evliliğinin kısa sürdüğünü,daha genç olması nedeni ile evlenmeyi düşündüğünü,seni de kendime eş kabul etmemde bir sakınca görmediğim için böyle davrandım dedi.Beni anlamışsındır herhalde dedi.Çocuğum yok,annemi de babamı da kaybettim.Senin anlayacağın yalnız bir kadınım.Köyüne giderken benide götürürsün olur biter dedi.Ali sana daha çok anlataçağım şey var köyümüzü seveceksin dedi.Köyün zümrüt gibi yeşillikler içinde bir yer olduğunu,insanların güler yüzlü olduğunu,çamaşır yıkamak için hiç sabun almadıklarnı sabunun kendi köylerne yakın bir yerde çıktığını oradan getirip çamaşırları yıkadıklarını,kadınların giyimlerinin  sizin giyimlernize benzemediğini,onların uzun etekli fistanlar giydiklerini anlattı durdu Ali Hanım ben onlara hamen uyum sağlarım.Onların bana benim onlara öğretceğim şeyler bulunur dedi.Ali hanımın apaçık konuşmasından çok memnun görünüyordu.Ali bir hususu daha anlatmak isterm dedi.Bizim evlerimizin üzeri buradaki evlerin üzeri gibi kiremitli değildir.Üzerinde yüzlerce kilo toprak vardır.Toprağın kalınlığı en azından  yarım metreye varır.Yağan yağmurlar alta geçmez .Kadınlar çamaşır yıkarken  hiç sabun sıkıntısı çekmezler.Sabun köyün yakınında bir yerden çıkmakta biz oraya gideriz.Bir hayvanın alabileceği kapasiteki sabun gibi görev yapan maddeyi alıp köye getiririz.Evin bir kösesine beklemeye alınır.Lazım oldukça hanımlar buradan o maddelerden alarak çamaşıra sürerler.Sabun gibi görev yapan bu madde genelde  herkesce kullanılır köyde.Hanım Ali’nin anlattıklarını can kulağı ile dinledikten sonra köye vardığımızda öğreniriz be Ali dedi.Hanım Anadolu da olup biterleri iyiden iyiye anlatır hanıma.İşte saydıklarımı kısmen de olsa anlatmaya çalıştım.Köye birlikte gidiyoruz, bu tür yaşamayı oldukça öğrenmişsindir.Hanım bir arkadaşından Anadolu yu biraz bildiğini,ancak her yerin kendine göre bir yaşamı bulunduğunu,atalardan kalma gelenek ve görenekler çok değişiktir.İstanbul da bile öyle.Her semtin kendine göre adetleri vardır.Düğün bizde başka Üsküdar da başka şekilde yapılır.Sonunda gelin damat evine gider amma.Hepsinin bir ayrı gidişi vardır.Düğünler yörelere göre yapıldığı için her yerin düğün ekonomisi ayrıdır.Beyoğlunda bir düğün ile Sirkeci deki apayrıdır.İnsanların aldıkları kültür bile değişiktir.Sirkecide ki lisan ile Beyoğlundaki insanların lisanları arasında fark vardır.Anadolu da çocukların okudukları kitapların çoğunluğunda İstanbul ‘un en modern dili ile anlatımlar yapılır.Bunun tek nedeni vardır.Her yerde aynı dil ve lehçe ile insanlar konuşabilsinler.Anadolu ya İstanbul’un kültürünü aktarmak için bu bir çabanın ürünüdür.

Ali Anadolu daki dil farklılıklarının hanım tarafından yadırganmaması gerektiğini konuşmalarında yansıtmaya çalışıyor. Hanım verdiği yanıtlarında kendisinin kısa sürede uyum sağlayabileceğini,kendisinden böyle bir eylemi beklemeları gerektiğini vurgular.  Ancak Ali uyumdan defalarca söz etti.Ali hanımın uyum sağlayamamasından korktuğu için uyum sözcüğünü fırsat buldukça kullanmakta fayda gördü.

İstanbul’un o dönemde görkemli plajına birkaç kez birlikte gittiler.Ali kendisi için ayrı bir kabin kiralarken onlar içinde bir kabin kiralamayı ihmal etmiyordu.Kısaca Ali hanıma iyiden iyiye göz koymuş,onu annesine ve babasına gelin yapmak istiyordu.Ama İstanbul’dan nasıl ve ne zaman ayrılacakları konusunda henüz bir karar vermiş değildi.Ali nin biraz birikimli olarak baba ocağına  dönmek istiyordu.Bunu gerçekleştirmek için ise biraz güçtü.Ali öyle anlaşıldığı gibi para kazanamıyordu.Hanımla birlikte olmanında çoğu kez masrafları karşılaması Aliyi ekonomik bakımdan zayıflatıyordu.

Ali bir plaj dinlenmesi sırasında hanımın yanına yaklaşarak kafasından geçenleri bir bir anlattı.Hanım Ali ye seni iyi anlıyorum.Buradan baba ocağıana giderken öyle senin sandığın gibi senin birkaç kuruşunla döneceğimizi sanma,benimde bir mal varlığım var onların dışında birikimim var.Şimdiki birikimimizi senin birikimine katacağım,taşınmaz varlıklarımı burada bırakacağım daha sonra onları değerlendirmeyi düşünüyorum dedi.Ali hanımdan bunları duyunca olduğunca sevindi.Senin arzu ettiğin zamanda baba ocağına döneceğiz hanım dedi.Hanım da Ali den böyle bir öneri gelince sevinmedi değil.Hanımın gerçekten kendisini sevdiğini,sevginin geçici değil kalıcı olduğuna inandıAli bir fırsatını bulup konuyu arkadaşına açmayı  düşündü.,Birde  kendi kendine  daha çok erken biraz daha yol alalım o zaman anlatırım olanları dedi.Para lazım,geleli öyle pek çalışıp para biriktiremedi.Ali nin arzuladığı ölçüde bir para kazanamamıştı.Ancak birkaç ay sonra köye dönüş için yeterli paraya  sahip olacağını düşündü. Ali bu kararından ileriki günlerde vazgeçeceğe benziyor.Hanım henüz İstanbul dışına çıkmak için hazır değil.O istiyor ki Ali ile İstanbul da fırsat buldukça yan yana gelsinler iyiden iyiye Ali kendisisine ısınsın.Hanım uzun süredir yalnız olduğu için  Ali nin hemen köyüne dönmesini istemiyor.Daha  kentte kalıp Aliyi tüm davranışları ile iyiden iyiye öğrenmek istiyor.Bu onun için iyi bir fırsat.hanım bu fırsatı kaçırmak istemiyor.Hanım Ali her görüşünde yeni  kıyafet düzenlemeleri yapıyor.Adeta Aliyi çileden çıkarırcasına sevdiğini ispatlamaya çalışıyor.Ali birkaç saniyelik  zevkten şu anda memmun amma hanım onu tam olarak ele geçirmeyi evlat edinmeyi istiyor.İstanbul gibi yerde evlatsız yaşamak zor olabilir gelecekte.hanımın bu konuda bazı izlenimleri olduğu sanılıyor.Hanım eline geçirdiği bu fırsatı iyi değerlendirmek istediğini arkadaşı  olan hanıma da açtı.Hanım arkadaşı eğer gün görmüş bir kadına benziyordu.Hanım onun dediklerinden vazgeçmiyor,söylediklerini uyguluyor.Hanım arkadaşı  hanıma devamlı iyi gelecekler vadeden önerilerde bulunuyor.Mesela Ali den bir evlat sahıbı olmak istemesi hanım arkadaşından gelen bir öneridir.Ali inşaata kalmayı bazen hanımın yanında kalmayı tercih ediyor.Eve gidip gelmeler artık gizli olarak değilde açıkça gerçekleştiriliyor.Hanım komşularına durumu izah etmiş olmalı ki mahallede olayı bilmeyen kalmamış.hanım bir işçi ile düşüp kalkıyormuş,onunla evlenecekmiş gibi sözler yaşadıkları ortama günün fısıltı gazeteleri ile yayılmış.Hanımın arkadaşı bu konuda her zaman önde geliyor.komşuları hanımın arkadaşını çok seviyorlar.O hanım bir kadındır.O şimdiye dek hiç ama hiç tehlikeli  ve yasak bir eylemde bulunmadı.Genç kızlara ve dul hanımlara eş bulmada adeta görevli bir kadın görünümünde.Ali’yi bu bakımdan şanslı görebiliriz.Her zaman böyle bir şans bulunmaz.Oda Ali ye isabet etmiş.Ali bir gün yine hanıma yolda rastlar.Hanım Ali yi akşam eve davet eder.Ali bu nazik daveti beklemediği bir anda hemen kabul eder.Arkadaşına durumu anlatır.Akşamı adeta zor eder Ali.Eve gidecek ama nasıl.Eve nasıl gidilir.Giderken ne götürmek gerekir bu konuda  bir bilgi sahıbı değildir.Ali.Hep arkadaşının değneklemesi ile bugünlere gelmiştir.Bundan sonra Ali kendi ipini kendi kesecektir.Arkadaşı da olması gereken davranışlarla ilgili bir bilgiye sahip değildir.Akşam saat on yediden sonra Ali iş yerinden ayrıldıktan sonra yakınlarda bulunan otele giderek daha önce kaldıkları odanın banyosunda bir güzelce  duş alır ve elbiselerini giyerek çarşıya çıkar.Hanımın bu geç saatlerde  özellikle herhangi bir takı almada olanak bulamaz.Yiyecek ve giyeceklerden aklına geleni alır.Hanımın vücut yapısını henüz bilmediği için.Alması gerekli olanları aldıktan sonra sıra şimdi hanımın evinin yolunu tutmak gerekir.Hanımla nasıl bir durumla karşılaşabilirim düşünleri ile  evinin yolunu tutar.Eve yaklaştıkça  dizlerinin biraz bağının çözüldüğünü anlar.Hanım kendisini nasıl karşılayacak.Eve ilk kez yalnız gidiyor.Hanım onu artık markaja aldı bırakmayacak.Ali gibi bir delikanlıyı  kaybetmek istemeyecektir.Hayalindekileri sıralarken Ali hanımın kapısında buldu kendisini.Kapının büyükçe bir tokmağı vardı.Birkaç kez yavaşça tıkılattı.Biraz sonra içerden ayak sesleri gelmeye başladı.Ali iyiden iyiye heyecanlanmıştı.nerdeyse kapı açıldığında  kendini hanımın kollarına bırakacaktı.Hanım da zaten öyle bir şey istiyordu.Onun çoktandır böyle bir ortamı yaratmak için az çaba harcamamıştı.Sanırım Ali ile hanım ilk kez yalnız dört duvar arasında kalacaklardı.Ali hayal ettiği gibi bir durumla karşılaşınca hanımın kollarına  bıraktı kendisini.Hanım önce çok heyecanlandı.Ne oldu  bu delikanlıya.kalp krizi mi geçiriyor yoksa dedi.Oysa Ali sap sağlamdı.Hanımın kollarına kendisini biraz da isteyerek bırakmıştı.Hanımın tavırlarını gözden geçirecek,.kendisini seviş derecesini anlayacaktı.Alinin hanımın kollarına kendisini bırakmasından sonra hanım onu evin yatak odasına kadar adeta sürüklercesine götürmesi Alinin birazda hoşuna gitti.Kanepe üzerine uzattı Ali yi hanım.Önce ceketini çıkardı sonra gömleğin yakasındaki düğmeleri  çözdü.Ali hanımın kendisine doğru yaklaştığı dakikaların adeta tekrerlanmasını istiyordu.Hanım olduğunca süslenmiş ve çeşitli kokular kullanmıştı.Ali böyle bir durumla karşılaşmadığı için ne yapacağını pek kestiremedi.Ancak hanımın böyle bir fırsatı yakalamış olması çok hoşuna gidiyor.Ali kendine gelmeden onu elde etmek için tüm olasılıkları uygulamayı tasarlıyordu .Hanım daha da ileri giderek Ali yi iyiden iyice elbiselerini çıkardı Oda çok heyecanlıydı.Yağız delikanlının kolları arasında geçireceği dakikaları gözünün önünden geçiriyordu.Ölen kocası bir ara aklına geldi.Ancak ne yapalım onun ömrü o kadarmış .Bunda benim bir kabahatim yokki dedi.Alinin kıllı göksüne ellerini dokundurdu ve şöyle bir sıvazladı.Kendi vücudunu  Ali ye biraz daha yaklaştırdı.Onun baygınlığından yararlanmak istiyordu.İstediği gibi hareket ediyordu.Ali hiç sesini çıkarmadı olanlardan  oda çok memnundu.Ali yi kokular sarmıştı.Oda hanımın vücudunu biraz daha fazla görmek istiyordu.Gerçi birkaç kez denize girmişler amma  şimdi olduğu gibi birbirlerine bu kadar yaklaşmamışlardı.Ali hanımın kendisine dikkatlice baktığını  iyiden iyiye anlayınca ben nerdeyim diye bir ses çıkardı.Hanım hemen yanıtladı.Sevdiğin kadının yanındasın.Bunca zaman ben bu anları bekliyordum.Yaradanın emrine şükürler olsun.Nihayet bir eşim olacak bundan gayrı.Sahipsizlik ne kadar kötü Ali bir bilebilsen.Herkese güvenilmiyor.Ali hanımın söylediklerini sezsizce dinledikten sonra,bundan böyle birlikteyiz.Korkmana gerek yok.Seni  bugüne dek görmediğin güzel yerlere götüreceğim.Hatta çok sürmez memlekete de gideceğiz.Yakınlarımı görünce daha mutlu olacaksın hanım dedi.Karşılıklı konuşmalar bitince her ikisi de üstlerini giydiler.Birbirlerinin olduklarından her ikiside çok mutluydular.Hanım gösterebileceği tüm gayreti harcamış Ali ye kavuşmuştu.Onunda artık kalıcı bir erkeği vardı.Sokakta gezerken daha güvenle yürüyebilecekti.Kendine güvenme ne kadar güzelmiş .Hanım hem bedensel hem fikirsel doyuma ulaştığının farkındaydı Alinin ise yalnız fiziksel doyumu söz konusuydu.Hanım ona yaşadıklarını görmediği  kadar hatta hayal etmediği kadar yaşatmayı amaçlıyordu.Köye gitseler bile orada da ona güzel günler yaşatmayı  tasarlıyordu.      Artık karı-koca     olmuşlardı.Saklanacak bir gelecek yoktu.hayat mücadelesinin ikinci faslı başlamıştı.Ali hergün eve gelirken yiyecek bir şeyin yanında hanımına giyecek almayı da ihmal etmiyordu.Köydeki hanımlarla İstanbulda ki hanımlar araasında bir fark olmalıydı.Elbise alırken hanımının köyde giyeceğini de dikkate alarak alış veriş yapıyordu.Hanımın kaldığı evde giyecek oranı giderek artıyordu.Hanım babadan kalma ne varsa hepsini İstanbul da iken elinden çıkarmayı birkaç kuruş para ile birlikte Alinin köyüne gitmek istiyordu.                               Ali ,.ne güzel düşüncelerin var hanımım dedi.Öyle düşünmemiz gerekmiyormu Aliciğim.Artık yalnız kendimizi değil geleceğimizi de düşünmek zorundayız.Bak birisi ben geliyorum,gerekli hazırlıkları bir yandan yapın diye ikide bir emir vermeye başladı.Ali olanlara çok sevindi demek yakında baba olacağım öylemi.Nasip olursa Alim dedi hanım.Herhangi bir sakatlık olmazsa birkaç ay sonra nüfusumuz artacak.Köydekilerin yanında doğurmak istiyorum.Onların torun görmelerine engel olmak istemem.Onlarda bizim gibi sevirnsinler.Onlara çok şeyler borçlu olduğumuzu unutmayalım dedi.hanım.Ali öyle ise hemen yolculuk hazırlıklarına başla hanım.Vakit geciktirmeden köyümüze  mevsimin güzel günlerinde ulaşalım.Köyde ağaçlar meyvesini verirken bizde meyvemizi evdekilere verelim dedi.Her ikisi de çok özlemişlerdi köyü.Hanım  hiç görmediği güzel tanımlı köyü değişik güzellikler içinde sanıyor,kendine göre hayaller kuruyordu.Hanım çocuğunu Alinin ailesinin yanında doğurmayı arzuluyordu.Bunu ailesinin gözüne girmesinin ilk koşulu olarak Alinin ailesine bir torun verebilmekti.Yalnızlıktan bıkmış hanımın büyük aile tipine hasret olduğu sezinleniyordu.Ali büyük şehirden kırsal alana dönmeyi arzulayan eşini daha fazla üzmek istemiyor,gidelim köyümüze önerisine hemen diyerek yanıt vermişti.

Hanım köye dönüş hazırlıklarını tamamlamak için çaba harcarken,sattığı bazı eşyaların paralarını da tüketiyordu.Oysa Ali  edinilen paralarla birlikte köye dönmeyi ailesine biraz para götürmeyi arzuluyordu.Hanım doğacak olan çocuğu için gerekli olan eşları almış adeta doğum gününü bekliyordu.

Ali hanıma artık dönmeye karar verdiğini,çok kısa sürede dönüşün başlayacağını söylüyordu.

Bir akşam birlikte evi ve evde kalacak eşyaları yerlerine yerleştirirmişler,yanlarında götürülücek olanları da bir kenara ayırarak,bavullara yerleştirdiler,bir kısmınıda denk yaptılar.Hanıma devamlı ikazlarda bulunan Ali hanım dikkat et kendini yorma biliyorsun sen iki canlısın.Ben seni gökte ararken caddede buluverdim diyerek espriler yapmayıda ihmal etmiyordu.Karı koca iyiden iyiye yorulmuşlardı.Sabah yola çıkmayı kararlaştırmışlardı.

Yapılacak işleri bir programa bağlamaları için gecenin geç saatlere geldiğinin farkına bile varmadılar.Baba ocağında kocası ile son gecesini geçirecek olan hanım,Alisine sırıl sıklam sarılmış,sabahın olduğunu okunan ezan sesi ile anlamıştı.Ali kalk sabah oldu hazırlığımızı yapalım.Yanımıza alacağımız eşyalar mızı bavullara yerleştirelim dedi.Ali gece iyiden iyiye sıkıntılı anlar geçirmiş olduğunca terlemişti.Uyandırılması ile birlikte banyoya giden Ali gerekli olan duşu aldı ve adeta dinçleşti.Sabah duşunun yararları konusunda tıb uzmanları görüşlerini kamu oyuna sunmuşlardı.Ali böyle bir olguyu hiç amma hiç ertelemek istemiyor,kesintisiz uyguluyor ,sağlığını koruyordu.Ali duşunu alıncaya kadar Hanım eşyaların bir bölümünü bavula yerleştirdi.Yolculukda neler taşınılabilir bu herkes tarfından bilinmektedir.Her zaman araç ve yük taşıyıcı hayvan bulunamıyacağına göre iş iki kişinin başına kalacak demektir.Bu durum göz önüne alınarak çok acil olanları yanımıza alalım deniyordu.Nasıl olsa evimize yine geri gelip oturabiliriz.Evimizi elimizden çıkarmadığımıza  çok iyi ettik dedi Hanım.Ali de öyle oldu.Belki bazen gezmeye gelme olanağımız olabilir dedi.

Baba ocağında son kez bir sabah kahvaltısı yapmak için gerekli tüm hazırlıkları yapan Hanım bardakları masaya yerleştirirken birden bire duygulandı.Bu evde doğmuş bu evde büyümüştü.İlk kez gelin olurken de çok duygulanmıştı  bu evde.Yine o günleri bir bir film şeridi gibi geçirdi gözünün önünden.Ali Hanımın bir değişim içinde olduğunu anlamış hemen müdahale etmişti.Ben çayı koyarım sen otur bakalım dedi .Hanım kocasına teşekkür etti.Kahvaltıda bir iki yumurta,zeytin ve birazda  kaysı reçeli vardı.Ali kaysı reçelini çok seviyordu.Hanım onun için bakkaldan alıp getirmişti.,Çayları yudumlarken,bir yandanda evde kalacak eşyaların zarar görmemeleri için tedbirleri gözden geçiriyorlardı.Ali çayını erken tamamladı bir bardak daha içeceğim hanım dedi.Hanım iç aslanım .Ne kadar canın isterse o kadar iç.Nasıl olsa yolculuğumuzu trenle yapacağız.Lavoba bulmakta sıkıntı çekmezsin dedi.Ali hanımın uyarısına kendi içinden bravo be hanım nelerde düşünüyorsun.Benim böyle şeyler aklıma gelmez dedi.

Hanım masadan kalkarak evi şöyle bir gözden geçirdi.Pencerelerin arkalarından destekledi.Su vanasını iyice kapadı.Elektrik sayacını korumaya aldı şarteli indirdi.Bavulları kapının önüne kadar getirmek istedi.Ali hemen karşı çıktı  hanımın aceleceliğine.Onları ben  kapı önüne götürürüm sen bırak dedi.Sana her zaman bunları anımsatmayım hanım dedi.Hanım teşekkür etti Hanım annesinden öğrendiği bir duayı  kocası fark etmeden okudu .Ali haydi hanım vakit geliyor trene zor yetişiriz dedi.Kapıya çıkarak bir faytonu çevirecekti.Bir süre kapı önünde bekledi nihayet uzaktan bir fayton gözüktü.Tamam dedi kendi kendine, bununla istasyona gideriz.Atlarda çok gürbüz.Bizi çabucak uçururlar..Ali faytoncuya kapı önüne yanaşmasını işaret etti.Arabacı nereye diye sordu.Ali tren istasyonuna yani Haydarpaşaya dedi.Fiyatta anlaştılar.Ali eşyaları faytona taşıdı.Ali faytonun sağında hanımda solunda oturuyordu.Trafik kurallarına göre taşıt aracı yolun sağına yanaşarak durur ve içersindekiler öylece iner.Hal böyle olunca faytondan önce bey iner ve hanımını aşağıya  kolundan tutarak indirir.Ali bu uygulamayı yaparken sıkıntı çekmeyecekti.Hanım kapıyı iyiden iyiye kapattı anhahtarı iki kez çevirdi.Ali hanımdan önce faytona yerleşmişti bile.Hanıma elini uzatarak onu faytona çekti.Faytoncuya tamam işareti verdi Faytoncu.Kırbacını şaklatır şaklatmaz.atlar hareket etti.Yolun sağından hızla uzaklaşıyorlardı evlerinden.Hayırlı yolculuklar olsun hanım dedi Ali.Hanım teşekkür etti.Hanımın gözleri yaşarmıştı.,Ali hanımına yine duygulandın dedi.Böyle giderse sen İstanbul’u unutamıyacaksın hanım dedi.Yok be Alim.Sen yanımda iken ben olanları hemen unuturum.Seni üzmem dedi.

Hanım ,fayton Haydarpaşa Tren istasyonuna hızla yol alırken başını sağa sola çevirmeye devam ediyor.Usundan neler geçiriyor acaba dedi Ali kendi kendine.Hanımın arasıra dalıp gitmesine bir anlam veremiyordu.Yıllarca bu sokaklarda koşuşturmuş bir bayan şimdi yepyeni bir bir yaşam biçimi içersinde koşuşturmaya devam edecek.Acaba yeni düzene alışabilecek mi ve benzeri soruları Ali kendi kendine yöneltiyor,birde hanımın daha önce ben her şeye çabucak alışır,uyum sağlarım sözünü hatırlayınca rahatlıyordu.Ufak bir rampada  yavaşlayan faytonun hızlanması için atlara kırbacını uzatan faytoncunun tren istasyonuna müşterisini çabucak ulaştırmak istediği belli .Bir başka yolcu ile yine yola çıktığı yöreye dönme olanağı bulacaktı.Faytoncunun akşamın geç saatlerine dek işi bu olmalı.Hasret kavuşturanın sesi duyuldu Bak Haydarpaşa istasyonu İstanbulu Anadoluya bağlayan önemli bir tren istasyonudur.İstanbula gelen her Anadolulu insanı Haydarpaşa istasyonunu görür.

Karşılıklı anlatımlar sürerken istasyonun önüne geldiklerini gördüler,faytoncunun zilide  çaldı.Önce Ali aşağıya indi  .hanımın elinden tutarak indirdi.Ali her defasında eşine yardıma koşuyordu.Hanım  eşinin bu tür davranışını bazen yersiz buluyor.Ali ben kendimi biliyorum,sen kendini üzme.Hanım aşağıya indikten sonra faytondaki bavulların bir kısmını Ali indirirken birkaç tanesini de faytoncu indirdi.Ali bavulların bir iki tanesini eline aldı ve orada bekleyen hamallardan birisine de geride kalan bavulları trene taşımalarını istedi.Haydarpaşa dan kalkıp Anadoluya gidecek olan katar yolcuları diye bir anons duydu Ali koşarak gişeden biletlerini aldı.Hemen hanımın yanına koştu.Üçüncü mevkiden bilet almıştı Ali .Hanım keşke ikinci mevkiden alsaydın dedi.Ali yolcu kalabalık değil rahat edeceğimizi düşünerek bu mevkiden aldım dedi.Hanımını önce trene çıkaran Ali eşyaları ona uzattı.Kendiside bindi.Odalar boştu  kapıya yakın bir odaya taşındılar.Makinist üç kere trenin düdüğünü öttürdü.Raylardaki tekerlekler yavaş yavaş dönmeye başladı,bir süre sonrada Haydarpaşadan uzaklaştı.Hanım hoşça kal İstanbul,hoşça kalın anılarım.hoşça kalın  dostlarım demeyi ihmal etmedi.Kanepelere oturmuşlardı.Bu sırada trende hızını iyiden iyiye artırmıştı.Demiryolu boyundaki evlerden genç ihtiyar,çoluk çocuk  düdüğünü çalarak raylar üzerinde kayan vagonları sayıyorlardı.Hasret kavuşturan üzerinde bulunan yolcuları sevgililerine,ana ve babalarına  ulaştıracaktı .

                                 ANADOLU YOLCULUĞU

                                 HANIMIN ZOR GÜNLERİ

Ali ile hanım kara trenin acıklı sesini Haydarpaşada son kez birlikte duydular.Hanım çok duygulandı.Ali ye bir daha dönebilecekmiyiz acaba.Allah ömür ve izin verirse geliriz dedi Ali.Hanım Alinin yaklaşımını çok beğendiği için onunla evlenmişti.Gerçi düğün filan olmamıştı amma birkaç konu komşu arasında evlenmelerini ilan etmişlerdi.Hanım bir imam nikahı kıydırmayı ihmal etmedi.Anadolu ya vardığımızda resmi nikahımızı da kıydırırırız.Ali tabii ki.Şimdi aceleye geldi böyle oldu.Hem gurbette düğün yapmak ne demek bizim o güce ne zaman ulaşacağımız belli değil.Karnımızı zor doyuruyoruz.İmam nikahı imdadımıza yetişiyor.İstanbul’dan ayrılmak hanıma çok zor gelmişti amma öyle bir duygu içinde olmadığını her davranışında Alisine göstermek istiyordu. Ali hanımın davranışlarında bazı değişmeler gözlemlesede sesini çıkarmıyor bakalım bu gizleme olayının arkasından ne gelecek diye merak ediyordu.Nitekim.öylede oldu.Tren Ankara’dan ayrıldıktan bir süre sonra hanımda bir rahatsızlık olduğu gözleniyordu.Ali ne o bir rahatsızlık mı var yoksa.Evet dedi hanım yavaşça.Uzun yolculuğu yapamıyacağımıza benziyor Ali.Ne gibi önümüzde Çerikli istasyonu var orada benim bir kız arkadaşım var idi.Kocası istasyon şefi birkaç gün onlarda kalırız.Bu arada doktora da gözükür,uzun yolculuğu yapıp yapamayacağımızı öğreniriz.Yarım elma gönül alma gibi bir şey olur dedi.Ali demek bayağı rahatsızsın öylemi.Hemde nasıl Alim .Sana belli etmemek için bir süre direnç gösterdim amma artık dayanamadım açığa vurdum dedi.Ali sıkılacak ne var hanımım sen bir suçmu işledinki benden gizliyorsun.O ikimizin yavrusu değil mi dedi.Öyle ama Alim ben böyle olmasını istemezdim.Biraz yolculuk etkiledi herhalde.Birkaç gün dinlendikten sonra bir başka trenle yolculuk yaparız dedi.Onlar kendi aralarında böyle konuşurken trende Çerikli istasyonuna girmeye başladı.Düdük yine acı acı ötüyordu.Boşuna dememişler kara tren için Baksana başımıza neler geldi,daha neler gelecek.Ali canımız sağ olsun hanımım tren durmak üzere ben aşağıya inmeye hazırlanayım diyerek bir bölüm eşyaları alarak kapıya yaklaştı.                       

Hanım  eşinin yanında olmak isterdi ancak pek rahat değildi.Ali onun bu durumunu bildiği için  onu isteğine bıraktı.Kapı önündekileri aşağıya indirdi.Hanım da kapının ağzına kadar gelmiş onu da indirdi.Ufak birkaç paketide almak için tekrar trene binen Ali gençliğin verdiği kıvraklıkla yine kapıdan indi.Hanım bir eşyalara birde istasyon binasına baktı.Çerikli ufacık bir istasyondu,Orada trenden inen insan sayısı hemen hemen Ali ile hanımdan başkası değildi.Hınımın gözü istasayon binasına doğru bakıyordu.Oradan biri çıkacak ve kendisini görebilecek .Bir süre öylece baktı.Ali ne oluyor hanım arkadaşını mı bekliyorsun ?Onun gibi bir şey dedi hanım.Sen buradan beni gözetle ben bir binaya doğru gideyim.İstasyon şefini belki görür durumu anlatırım dedi.Ali istasyon binasına doğru ilerlerken istasyon lojmanının kapısı acele ile açıldı.kapıyı açan hanımın arkadaşıydı.Hanım derinden bir nefes aldı.Demek bizim geleceğimizi bekliyormuşlar.Hanım Aliye seslendi.Lojmanın kapısına doğru git,benim beklediğimi söyle.Uzaktan işaretleşirken lojmandan acele çıkan hanım hanım ile kocasının hareketlerini izliyordu.Hanımın arkadaşı Aliye doğru ilerleyerek birlikte  gidelim eşyaları alırız dedi.Aliye sıcak bir yaklaşımla hoş geldiniz dedi.

Ali teşekkür etti .Birlikte hanımın yanına doğru yürümeye başladılar.Hanım arkadaşını çok özlemiş olacak ki eşyaları bırakarak ona doğru koştu ve ve boynuna sarıldı.Ali birbirine ne kadar benziyorlar.İkisi de sıcacık hanımlar.Böyle arkadaşlığa can kurban.Her ikisinin de gözlerinden sevinç yaşları akıyordu.Ali bavulların birkaçını eline aldı.İstasyon binasına doğru yürüyüşe geçti.İki arkadaş hala sarıldıkları gibi kalmışlar özlem gideriyorlardı.Ali kendi kendine yaradan bana ne güzel huylu bir eş seçmiş dedi.Lojmanın kapısı önüne bavulları bıraktı tekrar geriye kalan eyaları almaya yöneldi.Baktı ki hanımın arkadaşı orada bulunanları eline almış,hanımın da koluna girmiş,lojmana doğru ilerliyor.Ali bu manzarayı görünce gözleri sevinç yaşları ile doldu.Kavuştular ve gözler ,gözleri aradı.Hanımın mutlululuğuna diyecek yoktu.Arkadaş dediğin böyle olur kardeş gibi.Ali istasyon lojmanına bir iki kez döndü onlar hala kucaklaştıkları gibi kalmışlardı.İstasyon şefi olanları hiç hareketsiz kalarak bir süre izledi.Daha sonra hanımına seslenerek yeter be hanım yol ortasında bu kadarda fazla değil mi.Gelen öneriyi hemen değerlendiren hanımın arkadaşı yürüyelim.Adamlar bize kızacağa benziyorlar.Değişik espirilerle lojmanın kapısına yöneldi iki arkadaş.Ali onların arkasından merdivenlerden eşyaları yavaş,yavaş çıkarmaya çalışa dursun iki hanım oturma odasına çoktan yerleşmişlerdi bile.Ali merdivenlerden inip çıkarken istasyon şefide dışarıdaki işleri tamamlamış,kapıda selamlaştılar.Hoş geldiniz arkadaş dedi şef .Ali teşekkür ederim ,bizde bundan böyle arkadaş olacağız.Hanımlar bizden ilerde bu konuda.Biz günlük yoğun işlerin arasında eşi dostu pek hatırlayamıyoruz.Amma bundan sonra irtibatı kesmeyeceğiz.Hanımlar bize bazen örnek davranışlar gösterebiliyorlar.Ali kendi kendine hanım daha şimdiden eğitim olaylarına başladı bile.İki kadın iki erkek arkadaş oluvermişlerdi.Her ikisi  çok mutlu görünüyorlardı.Hanım nerdesiniz diye seslendi şef.Oturma odasındayız,gelin dışarıda beklemeyin.Şef kapıdan önce misafirini içeri aldı.Kuralda öyle olmalıydı.Çerikli küçük bir istasyondu amma şef çevresini bilgi ve becerisi ile eğitmesini de bilmişti.Öğrendiklerini unutmamıştı.Kültür dersleri yanında eğitim de unutulmamıştı.Ali içinden keşke bende okusaydımda böyle gurbette sıkıntılar çekmezdim dedi.Başından geçenler biranda  bir film şeridi gibi gözünün önünden geçiverdi.                                                                                                                                                              Ufacık bir istasyonda büyük bir lojman bulmak mümkün değildi.Türkiye Cumhuriyeti yeni kurulmuş,her şey mükemmel olamazdı.Demiryolu o günlerin en önde gelen ulaşım aracıydı.Yurdun dört bir yanı demir ağlarla döşenecekti.Ama ne var ki 1950 de yapılan milletvekili seçimleri sonucu iktidara Demokrat Parti büyük bir ekseriyetle gelmişti.DP nin gözü kulağı batıdan gelecek seslere çevrilmişti.ABD den gelen bir işaretle Karayolları Genel Müdürlüğü kurulmuş,ABD den yol yapımında kullanılmak üzere grayder,dozer gibi iş makineları parkları doldurdu.Bu iş makinelarına  dönemin başbakanı Adnan Menderes’in adı konmuştu.Menderesin develeri denmişti.Yurdun demirağlarla döşenmesi dönemi kapanmıştı,batı öyle istiyordu.ABD leriKore Savaşı için yaptığı ancak tüketemediği süt tozlarını bize bedava vermiş navlun ücretini ABD gemilerine ödemiştik.O süt tozunu ilk okul çocuklarına içirmek için öğretmenler çok sıkıntı çekti.Bazı öğretmenler soruşturmaya tabi tutuldu.ABD bununla da kalmadı okullarda eğitim görevlisi olarak görevlendirilmek üzere öğretmenler gönderdi.Aslında bizim o dönemde ABD nin eğitim görevlilerine ihtiyacımız yoktu.Onlar öyle istiyorlardı.İşgalciler ülkemizden elbirliği ile atılmış,genç cumhuriyet kısa sürede çok güzel atılımlar gerçekleştirmişti.1928 de gerçekleştirilen Harf Devrimi ile okur-yazar sayısı inanılmaz şekilde artmıştı.Arkasından 1932 de Halkevleri açılmış,onunlada yetinmiyerek bilhassa köylerin okur-yazarlık oranını artırmak için  ilkokul sonrasi 5 yıllık bir eğitimle köy öğretmeni yetiştirmek üzere  yurdun 21 yerinde Köy Enstitüleri açılmıştı.

Ali ile istasyon şefi ufacık bir lojmanda unutulmaz anlar yaşadılar.Hanım arkadaşına ufacıkta olsa rahatsızlığı bulunduğunu,onuda fırsat bilerek sana uğramayı öne aldığını söyledi.Bir süre önce evlendiklerini,kendisini davet edemediğini,böyle bir evlilik yaptığını,şimdi koca memleketine gittiklerini söyledi.şefin hanımı Ayşe söylenenleri dinledikten sonra seni bir doktora göstermeliyim.Beyimden izin alırım seni bir sonraki istasyonda arkadaşım var o bize yardımcı olur ona kadar birgün kısa bir gezinti yaparız dedi.Hanım çok memnun olduğunu başını sallamakla ifade etmek istedi.Ali ile şef istasyona giderek günlük işleri birlikte yürüttüler.Ali tedirgin di amma her şeyi öğrenmek istiyordu.Hanım ona çok şeyler vermişti kısa sürede.Hanımın daha yapacakları ilerki günlerde köyde devam edecektir.Onlardan sizlere anlatmaya çalışacağım.

İstasyon şefinin hanımı Ayşe hanım arkadaşı hanımı bir sonraki istasyondaki arkadaşına götürerek muayene olmasnı sağladı.Verilen sağlık haberi olumlu idi.Hanım yolculuk yapmaktan korkmamalıydı.Doğum olayına daha çok zaman bulunduğu,onların yolculuğunun çok uzun zaman almayacağını,Doğumun Ali nin köyünde ailesinin yanında gerçekleşebileceği bilgisi Ali yide çok sevindirdi.Çerikliyi çok sevdiler.Birkaç gün içinde trenle Amasyanın Kayabaşı istasyonuna varabilirlerdi.Kayabaşı Alinin köyüne kırk yada elli km kadardı.Bir yaylı at arabası ile köye birkaç saatte ulaşabilirlerdi.Yolculuğun iyi geçebileceği düşüncesindeydiler.Hanım ile Ali ikisi  yalnız kaldıkları bir anda artık yolculuğa başlayalım.Ayşe hanımı yeterince yorduk.Ona ve beyine teşekkür ederek ayrılalım dedi.Hanım,doğru söylersin Alim dedi.Hanım bir fırsatını bulup arkadaşı Ayşe ye bize artık izin ver dedi.Ayşe ben seni yıllar sonra gördüm ,kolay kolay bırakmam bugün de kalın yarın için biletlerinizi alalım dedi.Yolculuk trenle yapılacağı için hanımın hazırlıklarını yapması gerektiği bildirilmiş oldu.Hanım boş kaldıkça hazırlıklarını yaptı ertesi günü beklemeye başladı.Ayşe gerçekten Hanımı çok özlemişti.Onu yanından hiç ayırmıyordu.Mutfakta beraber,oturma odasında beraber oluyorlardı.İstasyon şefi ile Ali de çalışma odasında devamlı beraber kalıyorlar.arkadaşlıklarını güçlendiriyorlardı.Ali Ayşenin kocasına köye gelmeleri için öneride bulundu.Hanım doğum yaptıktan sonra anca gelebilirsiniz diye düşünüyorum dedi.Hemde o zamana kadar  bizim velet biraz kendini sevdirir hale gelir dedi .İstasyon şefi Ali ye sizin oraları görmeyi isterim Ayşe biraz bahsetti.Uygun bir zamanı biz ayarlarız .Önümüzde ki yıl anca olur diye düşünüyorum.Şimdiden  gelecek yıl Ağustos için izine çıkmayı önereceğim yetkililere inşallah kabul ederler.Görüyorsun ben burada yalnızım.Küçük bir yerde her işi ben yönlendiriyorum.Belki o zamana kadar bir yardımcı verirler .Yalnız işleri göğüslemek zor oluyor.Ali çok sevinirim.Benimde okumuş,kültürlü bir arakadaşım oldu.Ne kadar memnunum bir bilsen.Ayşe hanımla benim hanımın arkadaş olmaları bize bu olanağı sağladı.Allah senden razı olsun bak bir sorunumuzu hemen bu küçücük yerde çözümledin.Ben ne yapardım siz olmasaydınız.Hanım Çerikliye kadar bilet alalım deyince bir anlam verememiştim.Açıklama yapmasını da istememiştim.Bana inanmıyormusun yoksa der diye  konuyu sormadım.Amma gördüm ki sormamam iyi olmuş.Ben bir arkadaş değil bir ağabey kazandım Hanımın sayesinde.Hanım da bir kardeşe  kavuştu.Neler oluyor şu dünyada ins anların başına neler geliyor neler.Bir kısmını biliyoruz amma bilmediklerimiz ne kadar çok.Belki birgün biz değilde  gelecek kuşak bilinmeyenlerin sayısını azaltırlar diye düşünüyorum.Onlar bizim gibi olmayacak.Biz yani bizim kuşak çok sıkıntı çekti ona rağmen bu ülke düşmandan temizlendi.Onbeş milyon kadar bir insan topluluğu Avrupaya gerekli dersi vermesini bildi.Şef Aliyi dinledikten sonra  Ali sen bu söylediklerini nasıl düşünebiliyorsun.,Ben okumuş biri olarak senin gibi düşünemedim.Anadolu insanında bir kültür birikimi vardır.İşte onlardan bir bölümü bana uğramış beynimde konaklamış,belki tahsil yapsaydım bu kadar konuları hafızamda saklayamazdım.Çok bilen,yada  çok öğrenen bazen bildiklerini yada öğrendiklerini sıralamakta güçlük çeker.Çünkü kültürlü  kişilerin beyinleri biraz yorgun olur.Ben duyduğumu olduğu gibi hıfsetmişim ondan ibaret.Eğitim görenle görmeyen hiçbir zaman bir olmaz.Eğitim,kültür yan yana gelirse bir güç oluşturur dedi Ali.Şef Ali’nin bu konuşmalarından sonra ona daha çok ısındı.İşte Çerikli tren istasyonunda böyle bir diyalog oluştu iki aile arasında .

Hanımm da Ali de birgün sonraki sabahı dört gözle beklemeye başladılar.İstasyon şefi ile zamanını değerlendiren Ali ufacık bir odada ki makamı çok beğendi.Kendi kendine bende biraz okusaydım belki böyle ufak bir yerleşim biriminde memur olur devletime hizmet ederdim dedi.

Anadolu insanı ,bu toprakların hangi mücadeleler sonrası ele geçirildiğini,bunun unutulmaması gerektiğini çok iyi bilir..Geçmişte Anadolu insanının Yemene dek giderek askerlik görevini yapmaktan kaçınmadığını,askerliğin kutsal bir görev olduğunu iyi bilir,anneler ,yada sevgililer yakınları için çok sayıda türküler bestelemişlerdir.Şu deyim “Orası Yemendir giden gelmiyor acep nedendir?”Oralarda on yada onbeş yıl askerlik yapıp Anadoluya dönen çok insan vardır.Yuvasına gelen asker ailesini unuttuğu için hemen çoğunu hiç tanıyamaz.Badireler atlata atlata geldik bu günlere,güzelliklerin kıymetini bilelim.bak trenle nereden nereye birkaç günde ulaşacağız.Onun adına da insanımız “kara teren gelmez mi ola,düdüğünü çalmaz mı ola” demiş güne bakışını kayıt altına almasını bilmiştir.

Ali,şefin odasında otururken aklında neler geçmedi neler.Bende birgün askere giderek milletime,vatanıma hizmet edeceğim.dedi.

Şef otururken dalan Ali öğle oldu lojmana çıkalım yemeğimizi yiyelim.Tren bir saat sonra gelecek.Yani sizi uğurlayacağımız Ankara-Kayabaşı-Samsun katarı çok yakında gelecek,biraz acele edelim dedi.Hemen  lojmana çıkarak hazırlanmış sofrada son kez birlikte yemek yediler.Hanım arada bir arkadaşı Ayşeye bakıyor,Ayşede ona bakıyor.Her ikiside durumu sezdirmemeğe çalışıyor amma zamanda bir taraftan yaklaşıyor.Heyecan doruğa ulaşırken yemek faslı bitti.Ali bu ufacık yerde bize neler yedirdiniz neler.Size çok sıkıntı ettik.Sizi köyümüze muhakkak bekleriz dedi.Eller yıkandı ,kurulandı.Eşyalar alınarak aşağıya yani trenin gelip duracağı yere taşındı.Virajdan katarın yanık sesi duyuldu.Yüzler sararmış.bacaklar titremeye başlamıştı.Bir buldular bir kaybettiler gibi bir durum oluşmuştu.Sarıldılar birbirlerine gözlerden yanaklara akan yaşların dineceği yoktu.Tren tam onların durduğu yere gelip durdu.Sanki şef onlara önceden olayla ilgili haber ulaştırmıştı.Aslında öyle bir şey yoktu tren her zamanki yerinde durmuştu,bunu bildiği için şef eşyaları oraya Ali ile birlikte taşımıştı.Zaten eşyalarda öyle çok değildi.Ali tek başına onları taşıyabilirdi.Binilecek kompartumanın kapısı açıldı Ali allahaısmarladık şefim dedi elini öptü.O da güle,güle gidin Ali dedi.Eşyaları aldıktan sonra sıra hanıma geldi o da şefin elini öperek  elini uzatan Ali nin elinden tutarak yukarı çıktı.Ali eşyaları oturulacak odaya taşırken hanım arkadaşı Ayşe ye göz yaşlarını akıtarak bakıyor  içinden yaradana şükürler olsun bugünleri de görecekmişim dedi.Kapılar kapandı.şef hareket işaretini verdi.Bir uzun tren sesi başladı acı acı ötmeye.Lokomotkifin tekerlekleri yavaş hareket ededursun birkaç saniye içinde tekerlekler gerekli dönüşü tamamlamış,hızlı hızlı dönmeye başlamıştı,Katar istasyondan ayrılırken ellerde pencereden unutulmamak üzere sallanıyordu.Ali uzaklaşma arttıkça geride kalanları göremez oldu ve koltuğuna oturdu.Hanım daha önce oturmuş gözlerini siliyordu elindeki mendille.Hanım bu mendili uzun süredir yanında taşıyordu.Bu özel olarak yapılmış ve özel günler için saklanıyordu.İlk kez Çerikli tren istasyonunda mendil görev yapıyordu.Ali de hanım gibi yaslandı.Yeter be hanım fazla garipseme,yanında ben varım yakında benim aileme kavuşacağız onlar senin yalnızlığını unuttururlar hiç meraklanma.Bana birgün dediğin doğruşmuş Ali diyeceksin. Ali hanımın yolculukta bir sorun yaşamaması için elinden geldiğince çaba gösteriyordu.Hanım korkma sen Ali ben kendimi biliyorum.Korkulacak bir şey yok her anne benim gibi olaylar yaşamıştır,amma bebek sağlam olarak dünyaya gelmiştir.Herkes senin gibi titiz olsa ülkede bebek sayıları azalır dedi.Ali çok korkuyorum hanım,yaradan bizi korkulardan uzak etsin.

Yolculuk bir hayli ilerlemiş,Ali ile hanım uykuya dalmışlardı.Şeflerin lojmanda erken uyandıkları için bir bakıma uykularını iyi alamamışlardı.Kompartuman onlar için adeta bir dinlenme yeri oldu.Ali bir ara uyandı lovobaya gitti geldi.Hanım hala uyuyordu.Onu rahatsız etmeden yerine geçip oturdu.Tren düdüğünü çalıp bir istasyona giriyordu.Burası neresi diye bir göz attı Ali istasyona giriş tabelasında Sivas yazıyordu.O biz bayağı uyumuşuz.Uzun bir yolculuk yapmışız.Buraya kadar nasıl uyanmadık dedi Ali kendi kendine.Kompartumanın kapısını örttükleri için kapıyı açamamışlar,dolu diye bakmak istememişler,yolcu çok az herhalde bu hatta dedi Ali.Yoksa onların kompartumanda iki kişilik yer vardı.Ali hanımı ilk anda uyandırayım diye düşündü sonrada biraz daha uyusunda Sivastan ayrıldıktan sonra uyandırayım da bizim memlekete yakın yerleri o da pencereden bakarak öğrensin dedi.Katar Sivas ta bayağı bir zaman kaldı.Lokomotife su aldı.Burası biraz serin bir yer herhalde.Hava bana soğuk geldi.Pencereyi kapatayım hanım üşümesin dedi.Ali hanımın üstüne örtmeyi bitirmeden tren acı acı hareket düdüğünü öttürdü.Ali kendi kendine bu makinist şimdiye dek kaç istasyona girdi çıktı kimbilir kaç defa şu düdüğü öttürdü.Adamın hiç uykusu yok herhalde diye düşündü.Koltuğuna oturdu yavaş başlayıp giderek hızla dönmeye b aşlayan tekerlekler katarı Sivastan uzaklaştırıyordu.Bir ara kapı açılır gibi oldu.Bilet kontrol diye bir görevli içeri girdi.Biletleri gösteren Ali görevliye Kayabaşına ne zaman varabiliriz diye sordu oda sabahın ilk saatlerinde oradayız dedi.Siz Kayabaşında mı ineceksiniz.Evet dedi Ali. Ben gelir sizi önceden uyandırırım siz rahatsız olmayın bak hanım da rahatsız herhalde dedi.Ali teşekkür etti.Kapıyı iyiden iyiye örten Ali şu dünya da ne iyi insanlar var.İyiler her zaman  her yerde bulunuyor demek ki.Dedi.O da kendi kendine biraz geçmişi gözden geçirirken uyuya kaldı.Şafak söküyordu herhalde tekrar uyandı.Hanım hala uyuyordu.Bir süre sonra ortalık iyiden iyiye ağarmaya başladı,trenin penceresinden aniden gelip geçen ağaçları gördükçe aydınlığın giderek arttığını fark ettiler.Hanım kıpırdamaya başladı,Ali hanım uyan artık nerdeyse Kayabaşına gelmek üzeriyiz Hanım dedi.Ne biliyorsun Kayabaşına geldiğimizi.Bilet kontrol memuru varış saatimizin bu saatler olduğunu söylemişti.Nerde var nerde yok biraz sonra kapımıza gelerek bizi uyandırır dedi.Biz o bizi uyandırmadan kendiliğimizden uyandık ne iyi yavaş yavaş eşyalarımızı bulundukları yerden aşağıya indirelim     .İstasyona gelmek üzereyiz dedikleri sırada kapı vuruldu.Ali uyandık memur bey uyandık sağol.Dedi.Hanım lavobaya giderek elini yüzünü yıkadı çabucak kompartumana döndü.Trende istasyona girmeye başladı.Yine giriş düdüğünü unutmadı uzun uzun bir kez daha öttürdü.Ali öttür bakalım makinist kardeş biz bu sesleri bir daha ne zaman duyabileceğiz belli değil Hanım neden öyle söylüyorsun Alim.Biz hiç İstanbul a gitmeyecekmiyiz yani.Ali bir pot kırdığını anlamıştı,hemen hanıma yönelerek ben öyle demek istemedim.Elbette gideriz senin baba ocağını ara sıra yoklamamız gerekmez mi dedi..Ne bileyim ağzımdan öyle çıkıverdi işte.Kırıldın mı yoksa Alim dedi.Yok hanım neden kırılayım işin açıkçası öyle.Zamanın yakın yada uzak olduğunu köye döndükten sonraki günler belirleyecek.İnşalmlah pek uzun olmazda çocuğumuzla birlikte gideriz İstanbul’a dedi.Onlar konuşurken ayaküstü trende durdu.Dışa açılan kapı birden açıldı.Yolculardan inenler oldu.Bizim gibi burada inecekler varmış da biz bilemedik dedi hanım.Onlarda kapıya eşyaları alarak ilerlediler Ali önce yere inen kişi oldu.Hanım eşyaları ona uzattı.Ali onları yan yana dizdi adeta.Ali hanıma elini uzattı ve aşağıya aldı.Geçmişolsun hanım Kayabaşına da geldik bak.Yol bayağı uzakmış dedi hanım.Az mı yol geldik hanım gelip geçtiğimiz yerleri bir göz önüne getirirsek ne kadar     yer geldiğimizi görürürüz dedi.Biliyorum Alim biliyorum.Ben buraları haritadan önce kaç defa gözden geçirdim bir  bilsen dedi.Küçücük bir istasyon burası  şimdi ne yapacağız Ali köye gitmek için burada bir araba bulabilecekmiyiz dedi.Bulmamız lazım hanım hele şurda biraz soluklanalım belki bir araba kendiliğinden bize doğru gelebilir dedi.Bizde öyle şans var mı dedi hanım.İstanbul da istasyonda tren durunca hamallar yada arabacılar nasıl koşuştururlar yolcuların bulunduğu yere bir düşünsene buradada belki arabacılardan gelen olur merak etme sen dedi.Yakın bir yerde kahve vardı.Hanım gidip sana bir çay getireyim mi dedi.Hemde arabacı bulunup bulunmadığını sorarım kahveciye.Sen çayını yudumlayıncaya dek bir kolaylık oluşur inşallah dedi Ali.Kahveye hızlı adımlar atarak çabucak gitti geldi.Elinde bir bardak çay ile.Bir yaylı araba varmış o nerde var nerde yok gelirmiş,Hemen hergün bu saatlerde yolcu geldiği için oda bu saatlerde gelirmiş buraya dedi.Hanım sıcak çayını yudumlarken karşıdan arabanın geldiğini gördü.Ali bak araba geliyor el et buraya gelsin dedi.Ali elini salladı birkaç kez oda geleceğini işaret etti.Hanım çayını çabuk çabuk yudumlarken arabacıda geldi.Ali ile selamlaştılar.Hayırdır hemşehri nereye gideceksiniz dedi.Ali yakın bir köy deyip köyün adını söyledi.Fiyat konusunu sordu Ali ,arabacı benim söylediğimden az olmaz dedi.Nihayet arabacının dediğine peki dedi Ali.Yörede başka araba var olsa  bile onu ben nerde bulabilirim dedi.Eşyaları arabanın içine koydular.Hanımıda arabaya bindirdi Ali .Ali ile arabacı arabanın ön kısmına yan yana oturdular.Hem yolu tarif edebilmek hemde konuşmak için iyi olur diye düşünmüşler.,Hanım gidiş istikametine dtoğru ayaklarını uzatarak oturdu arabaya.Ali onun sırtını dayayabileceği bir yer ancak arabanın kenarındaki tahta bölümdü.Ara sıra o tarafa dönerek belini dayarsın dedi hanıma.Hanım sen beni düşünme ben rahat edebilecek şekilde otururum.Beni merak etme.Sabahın ilk saatlerinde oldukları için yanlarından hayvanlarla gelip geçen insanlar oluyordu.Bunlar herhalde işçiler olmalı.Bak giysileride işçi giysilerine benziyor.Kirli kirli.Kadınlarda yürüyerek tarlalara doğru topluca gidiyorlardı.Hanımların giysileri genellikle kırmızı renkte idi.Hanım Ali ye kadınlar  genellikle kırmızı renkli elbiseler giymişler dedi.Arabacıda bizim kadınlarımız bayrağımız renginden olan kumaşlarden giysi diktirirler.Onların hoşuna giden bir renk dedi.

                                                                                                                                                                                                               HANIM TEK ATLI YAYLI ARABA İLE KÖY YOLUNDA

Hanım İstanbul da faytonlara ara sırada motorlu taşıtlara binerek yolculuk yapmıştı amma tek at arabası ile hemen hiç yolculuk yapmamıştı.Ama atın arabayı rahatlıkla çektiğini gördükten sonra demek böyle de oluyormuş,acaba İstanbul da tek atlı faytonlar neden yok diye kendine sordu.Yol düz fakat çok tozluydu.Hanım yanlarından bazen motorlu araçlar geçince etrafın toz bulutu ile kaplanmasından rahatsız oluyordu.Ama ne çare burası Anadolu ,buraya ulaşım hizmetleri henüz ulaşmamış insanlar buldukları ile ulaşımı sağlıyorlar.Bizde bu arabayı bulamasa idik ne yapacaktık diye kendi kendine soru yöneltti hanım.Ya hanım bak tren yolculuğundan sonra şimdide tek yaylı araba ile yolculuk yapıyoruz.Bak ilerde ne tür taşımacılığı görme olanağın olacak.Biz genellikle tek başımıza merkepleri yada atlardan yararlanırız.Bakalım karakaçan duruyormu yoksa sattılar mı diye soru sordu kende kendine.               

Hasat dönemiydi ,allı yeşilli elbiseler giymiş genç kızlar,türkü söylerken görünce hanım,baksana Ali gelen seslere bir kulak versene ne güzel türkü söylüyorlar.Gurbette sevgilileri var herhalde dedi.Ali de türküler genellikle aşk ve sevgi üzerine yakılmıştır.Anadolu kadını askere giden yavuklusunu yıllarca beklemiştir.Ne söylerlerse haklıdır onlar dedi.Ali.Arabacı da bu vadide çok güzel topraklar var.İnsanlar çok çeşitli tarım yapıyorlar onun için hasadı çabuk bitiremezler.Günlerce gelip giderken türküleri de söylemeyi unutmazlar.Etrafa seslenmek bir adet haline gelmiştir.Çoğu kez kadınlar tek başına hasat için tarlaya gider.Yanında kimse olmayınca kendi kendine türküleri söyler durur,adeta türkü söylemekle kendilerine arkadaş bulurlar.Sen İstanbul da evde yalnız kalınca hiç türkü şarkı söylemedin mi diye hanıma soru yöneltince  söyledim amca söylemez olurmuyum dedi.Ali öyleyse beni usandurmayacaksın tarlada çalışırken dedi .Ben seni usandırmam onun için meraklanma sen Alim dedi.Epeyce yol almışlardı.Güneşte iyiden iyiye tepeye gelmişti.Sıcak giderek artıyordu.Hanım bu kes ısınmaya hatta oturduğu yerde terlemeye başladı.Buranın havası ne kadar basık Alim diye sordu.   Ali,  Burası bir vadi onun için buranın sıcağı diğer yerlerden biraz fazla olur.Ama bizim köy çok serindir.Çok ağaç var bizim köyde her tarafta gölgeyi bulabilirsin.Çalışıp da yoruldun mu gölgede dinlenmek,serinlemek ne kadar hoş olur bir bilsen hanım.Onuda göreceğiz inşaalah dedi hanım.Arabacı ilerde bir çeşme var birkaç tanede ağaç var onların gölgesinde biraz dinleniriz,atta biraz yemini yer sonrada suyunu içer yolumuza devam ederiz dedi.Virajı dönmüşlerdi ki çeşme gözüktü.İşte çeşme gözüktü dedi arabacı.Ali sen buraları biliyormuşun emmi dedi arabacıya.Elbette yeğenim ben buradan kaç kere gelip geçtim bilemem ki dedi.Arabacılık öyle.Bilmediğin yerlere de giderek öğrenirsin.Ekmek kapısı başka iş yapma olanağım yok.Bağ bahçe tarla yok tek araba tek at karnımızı doyuruyor.Ona şükrediyoruz.İnsan doyumlu olmalı,doyumlu olmazsa işleri bir tür yolunda gitmez akla hayale gelmedik olaylar gelir başına.Allah ne verdiyşse onunla yetineceksin haline şükredeceksin.Yeterki sen çalış.Çalışınca insan aç kalmıyor.Bak gurbetten geliyorsun öyle değilmi  diye sordu Ali ye.Ali çok doğru söylersin emmi dedi.Yolcu yolda dinlenmek için çok vakit geçirmemeli.Aksi halde gideceği yere ulaşması çok zaman alır dedi.Yeterince gölgede dinlenilmişti.Arabacı atın yem torbasını  alarak arabaya koydu.Çeşmenin oluğundan su içmesini istediği atı nı arabası ile  su oluğuna çekti.At biraz su içtikten sonra kafasını kaldırarak sahibine tamam der gibi ona doğru başını çevirdi.Arabacı gerekli uyarısını almıştı atından.Arabayı geri yola doğru çeken arabacı binin bakalım dedi.Azda olsa dinlenmenin verdiği güç ile at daha canlı yürümeye başladı.Etraftaki tarlalarda hasat son hızıyle sürüyordu.Hanım biraz daha rahatlamıştı.Dar araba üzerinde saatlerce aynı durumda oturmak insanı yorar Atına bir kırbaç sallayan arabacı haydi tırısa geç bakalım dedi.At sanki söyleneni anlamıştı.Tozlu yoldan tekerleklerden tozlar yükseliyordu.Karacuma,Emirbağ derken  köyümüz Kışlacık’a gelmiştik.Güneş biraz önce kaybolmuştu.Ağaçlık bir köye giriyorduk.Hanım gerçekten her taraf ağaçlık Ali cennet gibi bir köymüş burası.Yaylı köy içinde yol alırken etrafını da çocuklar sarmıştı.Çocukların marifetidir gelen yabancıya bakmak.Yabancıyı çok az gördükleri için kendilerine benzeyip benzemediğine  dikkat ederler ençok.

Araba iki kapılı bir evin önünde durdu.Yaylı ile Alinin geldiğini çocuklar müjdelemişlerdi yakınlarına.Alinin annesi kapı önünde duruyordu.Oğlunu görünce  ona doğru yürüdü ve boynuna sarıldı.Bu kadın kim oğlum dedi yavaşça o gelinin ana dedi Ali.Anası  arabaya doğru yürüyerek gelinine hoş geldin kızım dedi.Arabadan inmesine yardımcı oldu.Araba bir kenara çekilerek içinde bulunan eşyalar alındı.At evin ahırına çekildi.Evin bitişiğindeki köy odasına alınan arabacı geceyi burada geçirdi.Hanım ile Ali oturma odası denilen büyükçe bir odada evde bulunanlarla birlikte oldular.Komşular Ali ile birlikte gelen hanımınıda görmek için geldiler.Kucaklaşmalar birbirini kovaladı.Bir süre birlik olan komşular yoldan geldiler bize izin verin deyip ayrıldılar.Hanım yalnız kalınca biraz olsun rahatladı.Odada bulunan misafire yiyecek götüren Ali daha sonra hanımın yanına gelerek evdekilere iştirak etti.Baba ile anne gelinlerini sevmişe benziyor dedi kendine.Bir ara anne biz yorgunuz nerede kalacağız dedi Ali.Annesine, o  ne demek oğul,yanda bulunan oda sizin.Ben orayı uzun zamandan beri senin için hazırlamıştım.Yine de gelin kızım bir gözden geçirsin dedi.Ali annesine gelinin hamile olduğunu fısıldayıverdi ki annesi hemen ayağa kalkarak gelinin kalacağı odaya bir göz atmak istedi.Hanım da arkasından  belirtilen odaya geçti.yan yana gelin  kendi kendilerine  dertleşsinler dedi Ali bir süre onların yalnız kalmalarını sağladı.Hanım gelinine çok sevindim kızım demek bize bir torun vereceksin,inşallah o günleri görürüz dedi.Yolculukta biraz rahatsızlık yaptı amma şu anda iyi bir yaramazlığı yok.Sakın ağır bir şey kaldırayım deme kızım.Bana sesleyiver ben yardımına gelirim.Sakın çekinme ben şimdiden uyarılarını bekliyorum dedi.Hanım kayın validesini ilk etapta  sevdi.Gelecekte de iyi günler yaşayabiliriz diye düşündü.Teşekkür ederim anne dedi.Kayın valide kendisine anne denmesini çok sevdi.Köyde anne değil ana denirdi.E oldukça İstanbul kızı okumuştur.Bizim gibi cahil değil ye dedi.Kayın valide oturdukları odaya geçerek Ali yi hanımın yanına yolladı.Yalnız kalmasın oğlum dedi.Ali de ana hemen geçiyorum dedi.Seslenerek hanımının yanına geldi.Ne var ne yok hanım beğendin mi evimizi diye sordu.Etraf iyi amma üzerimizde bize bakan o kalın ağaçlar ne öyle Ali diye sordu.Kalın ağaç dediği yuv arlama denen ve evin üzerinde ki kalın toprağı tutan ağaçlar.Odanın yan tarafında hiç pencere yoktu,yalnız tavanda bir ışık gözüküyordu.Ali  şu ışık ne dedi.Oradan eve belli zamanlarda güneş girer ve evi gündüz aydınlatır.Sabah olunca yaptığı işleri daha iyi anlarsın dedi.Hanım öyle olsun Ali demekle yetindi.Yere bir yatak serilmişti.Ali nin anası sermişti yatağı.Kapıyı kapadı Ali arkasında ki ağaç kilidide sürdü.Artık hanımla yalnız kalmıştı.Hanımın yorgun olduğunu bildiği için herhangi bir eylemi dana sonraki geceye bırıktı.İkisi de birbirlerini iyiden iyiye özlemişilerdi.Hanım serilmiş yatağa soyunarak girdi.Ali de arkasından,yorgunum Ali sırtımı dönüyorum kusura bakma.Dedi.Ben diyecektim sen dedin hanım güzel bir uyku çekelim baba evinde dedi.

Uyandıklarında güneş doğmuştu,Ali yavaşça kalkarak diğer odaya giderek oda da bulunan misafire kahvaltı götürdü.Anası bir iki yumurta ile kavurma pişirmişti.Arabacı çok memnun oldu,Atıda getir de yeğenim beni yolcu et dedi.Peki dedi Ali ahırdan atı getirerek arabacıya teslim etti.Arabayı birlikte hazırlayarak onu Kayabaşı’na yolcu etti.Arabacı yine görüşmek üzere yeğenim.Ben her zaman beni bulduğun yerdeyim her sabah dedi.Ali hayırlı yolculuklar diledi.Bizi incitmeden yuvamıza getirdin Allah razı olsun dedi.Eve döndüğünde hanımın da ayakta olduğunu gördü.Ben misafiri yolcu etmek için kalktım sana ne oldu hanım dedi.Gözümü açtım sen yoksun yanımda.,Giyinerek buraya geldim.Tavandaki ağaçları gördükçe uykum tutmadı.Uyumak için gözlerimi devamlı kapalı tuttum.Bu ağaçlara nasıl alışacağım dedi.Burdakiler nasıl yapıyorlarsa sende onlar gibi yaparsın olur biter.Onların senden senin onlardan öğrenecklerin olacaktır dedi Hanımına,Annesi gelinine kavurmalı yumurta pişirmişti.Bir iki bardakta süt hazırlamıştı.Evde bir inekleri vardı onun sütü kesilmemişti.Gelinime süt vereceksin diye ineği arasıra dürtüklüyordu İlksabah kahvaltısını köyde yapıyordu hanım.Sofrada Ali ile babası Hanım kayın validesi ayrı ayrı oturmuşlardı.Hanım bu duruma hemen müdahale ederek ben sizin evladınız değilmiyim ki benden ayrı oturuyor ayrı yemek yemek istiyorsunuz dedi.Babası Ali ye bakarak gelin haklı oğlum sofrayı birleştirelim.Allah senden razı olsun kızım biz yıllardır bir arada hiç yemek yemedik.İşte büyüklerden öyle görmüştük Adetlerimizi de bırakamadık.Bundan sonra daha çok şeylerde bize yenilikleri öğreteceksin.Bizim kusurumuza bakma kızım dedi.Hanım kendisine gelin yerine kızım demesine çok sevindi.Demek ki Ali den başka evlatları yok.Bende onların bir evladıyım ,bundan sonra diye geçirdi içinden.Birlikte kahvaltıyı yaptılar,hanım herkesten önce kalktı sofradan.Az yemesi gerekiyordu.Hamile olduğunu hiç aklından çıkarmıyordu.Gündüz oturmak gece de yatak sermek için tahtadan yapılan yüksekçe yere oturdu hanım.Onlarda yemeklerini bitirdikten sonra onun gibi yüksek yere gelip oturdular.Hanım sofrayı kaldırmak için kayınvalidesine yardımcı olmaya çalıştı,bu arada Ali ile göz göze geldiler.Ali dikkatli ol demişcesine baktı hanıma.Hanım Alinin ne demek istediğini anlamıştı.Hanım lavoba aradı ellerini yıkamak için Ali ona leğen ile ibriği gösterdi.Hanım leğen ile ibriği eline alarak kayınpederinin ellerini yıkamasını sağladı.Sağol benim gelin kızım.Anan bunu yıllar önce yapmıştı amma bugünlerde ihtiyarladım diye  işleri bana bıraktı deyiverdi.

    

                  HANIMIN KİL İLE KARŞILAŞMASI

 

Ali hanım ile tanıştığında köyünü tanıtırken işi ekonomiyi de getirerek bizim oralarda sabun,deterjan gibi temizlik malzemelerine para verilmez.Bize yakın bir  yerde,komşu köyün   sınırları içersinde bir toprak var oraya hayvanla yada araba ile gidilir,buradan ihtiyacı karşılayacak oranda toprak yani kil kazılarak hayvana yada arabaya yüklendikten sonra  eve getirilir,kapı dışında bir kuruluk altına dökülür,lazım oldukça oradan alınarak bir kaba , kullanılmadan önce alınarak ıslanır.Daha sonra sabun sürülecek yere o kil sürülür çamaşır böylece yıkanmış olur.Bizim sabunumuz kildir.Bizim çamaşır makinemiz yok.Hanımlar bir düzgün taş üstüne ıslak  ve kil sürülmüş çamaşırları koyarlar önce elleri ile daha sonrada ellerinde tokaç ile( büyükçe bir tahta parçası ) ile kil sürülmüş çamaşıra vurarak çamaşırı beyazlayıncaya dek ıslatıp  o tahta parçası ile döverler senin anlayacağın.Bak çamaşırlar yıkanacak anama seyret nasıl ve nerde yıkıyor bundan sonra sende onlar gibi yıkayacaksın.İstanbul daki sabunları burada bulmak mümkün değil.Bizim sabunumuz yıllardan beri hep kil denilen yağlı toprak olmuştur.Dedi Ali.Hanım yolculukta kirlenen elbise ve çamaşırları çıkardı kayın validesinin yanına getirdi.Birlikte bu kez yıkayalım da ondan sonra ben yalnız yıkarım anne dedi.Kayın validesi olur benim güzel gelin kızım.Ben seni yorarmıyım daha yeni geldin.Köyün olanaklarına ve koşullarına alış,Birden olmaz.Bak ben sabun yerine bugün çamaşırları temizlemek için kil kullanacağım.Daha önce getirilerek şu kuruluğun altına dökülmüştü.Bak oradan alacağım,bir leğen içersine su koydu birazda  kil denilen toprak.O orada biraz durduktan sonra  su içinde erimeye başladı.Erimek üzere alınan kil çamaşırlara sürüldü yukarda tarif ettiğim gibi yıkandı.Bunları köylü kadınların topluca yıkadıkları bir yer vardır oraya yunak denir.Orada su musluktan değil dereden gelir.Suya  da para yok.Hanımlar bu yunak yerinde  çamaşır yıkadıktan sonra kendilerini de yıkarlar.Kadınlar birbirine burada muhtaçtır.Bugün yıkanan  yarında bir başkasını yıkar.Kadınlar arasındaki işbirliği anlatıverdi  Alinin anası.Hanım olanları izledi söylenenleri içtenlikle dinledi.Anne birgün benide yunağa götürürmüsün dedi.Elbette kızım kirlendiysen bugün seni götüreyim de köy kadınların içersinde güzel gelinler arasında yunakta yıkayım dedi.Hanım her şeyi öğrenmek istiyordu,artık yaşam burada sürecekti.Zorunlu olarak örf ve adetleri öğrenmek gerekiyordu.Kısaca hanım köyde yeni bir hayata başlıyordu,onun pek bu durumu anlamamış olmasına rağmen,

                        

                                HANIM YUNAKLA TANIŞIYOR

 

İstanbul’dan köye gelin gelen Hanım’ı kayınvalidesi kadınların çamaşır yıkadıkları ve yıkandıkları yunağa götürdü.Sağı solu kayalarla çevrili bir vadinin köyün üst tarafında oluşan derenin köyden yanına yapılmıştı.Burada her şey hemen hemen ortaktı denebilir.Çamaşır yıkamada kullanılan tahta tokaç,Kil,su ısıtmada kullanılan kocaman bir bakır leğen,çamaşırları kaynatmada kullanılan kocaman bir bakır kazan,leğenden sıcak su almada kullanılan saplı bir kap,ona su kepçeside denebilir.Yunakta hanımların üzerinde çamaşır yıkadıkları düzgün taşlar.Kadınların yıkanırken tek başına kaldıkları küçük bir yer.Kadınlar birbirlerini yıkarlar,Eğer yıkanan  gelin ise ona  bütün kadınlar bakar.Herkes geline birer tas su dökmeyi  ihmal etmez,akşam evde kişileri yani kocaları ile birlikte kaldıklarında yunaktan parçalar anlatırlar.Bazı erkekler kadınının yunak espirileri anlatmaları için haftada bir iki kez yunağa bunun için bir gezi yapmasını isterler.Kadınların ya da erkeklerin gizliliğe ne derece yakınlık gösterdikleri bu tür olaylarlada anlatımlar arasında yer alır.Küçük yerleşim birimlerinde dedi kodu daha çok rağbet gösterilen bir eylemdir.

Yunak sözcüğü ile ilgili böyle bir giriş yaptıktan sonra hanımın yunağa ilk gidişi köyde dedi kodulara neden olmuştur.Hanım gerçekten hanım.elleri,yüzü,vücudu her yeri bembeyaz bizimkine benzemiyor.Onunla yatan erkek ne bahtlı erkektir.Ali bulmuş amma tam bulmuş,eli yüzü ,dili düzgün,oturuşu,duruşu ,endamı her yanı her şeyi mükemmel,Bizim erkekler bizi gerçekten iyi seviyorlar bu halimizle.Bizde bundan sonra bazı şeyler isteyelim erkeklerimizden.Elbise gibi,ayakkabı gibi,sabun gibi.güzel kokular gibi.Kese gibi,cüzdan gibi.saçlarımıza takılacak öte beri için.Tarağımız bile yok.ortak kullanıyoruz.Kişisel bir şeyimiz yalnız erkeğimiz için olandır.

Hanım üstü toprakla kapalı bir geniş yere  kayınvalidesi ile ilk kez girdi.Yunakta olanlar hoş geldin ettiler.Hanımların bir bölümü çamaşır yıkıyor bir bölümüde yıkanıyor.Herşey gizli olanların dışında meydanda kaçma göçme yok.Hep birbirlerine benziyorlar,tenleri güneşten yanmış,ayakları yarıklarla dolmuş,bazılarının kaburgaları sayılıyor,her türden sağlıklı kadınları görünce hanım önce irkildi.Yanlış bir yeremi geldim dedi.Kayın validesi çekinme kızım sende onlar gibisin,sende onların yanında soyunacak onlar gibi yıkanacaksın.Onlar seni merak ediyorlar.Konuşman bizim kine benzemiyor.Sen bir güzel anlatıyorsun.Senin anlatımını kadınlarımız,kızlarımız hep taklit edecekler onun için duyarsan sakın kızma.Onlar seni taklit ederken bazı yenilikleride öğrenecekler onlarda uygulayacaklar.Bunlar hep zamanla gerçekleşecek.Anadolu kadını gördüğünü ,duyduğunu iyi değerlendiren bir insandır.Onun bilgi ve becerileri beyninde saklıdır.Zamanı gelince onu yerinden çıkararak kullanır.

Hanım üstlerini yavaş yavaş çıkarmaya başladı.Tüm kadınların gözü hanımdaydı.Bir kadın hanım hamile herhalde baksana karnı büyümüş,Hanım doğru birkaç aylık hamileyim.yolculukta biraz huysuzluk etti amma şimdi iyi.Bak sizde hemen farkına vardınız.Ben sizin gibi yağız bir bedene sahip değilim.Çoktandır denize gidip bronzlaşamadım.Ama sizler hep güneşte olduğunuz için böyle güzel vücutlara sahipsiniz.Bende sizin gibi olmayı isterdim dedi.Hanımın konuşması kadınları bir sevgi yumağı haline getiriverdi.Hanım soyununca aha şu taşa otur.,Bu taş daha güzel diye yunaktaki taşları hanıma ikram etmeye başladılar Hanım kendisine gösterilen sıcak ilgiden çok memnun olduğunu .Sizinle yunakta tanışmak nasip oldu.Öyle sanıyorum ki birbirimizden öğreneceğimiz çok şeyler var.Elimden geldiğince sizlere yardımcı olacağım.Ali sizleri,köyünü  devamlı anlatırdı da ben pek inanmazdım.Sizden böyle sıcak ilgi görünce Ali nin az şeyler söylediğini anımsıyorum.

Kendisine ikram edilen taşın üzerine oturmazdan önce altına bir çamaşır yerleştirdi.Belki taş soğuktur.Gerçi sıcak su döktüler amma bilinmez diye tedbir aldı.Hamileliği hep aklında olduğundan ona bir zarar olacak diye korkuyor.Bütün titizliği onun için oluyor.Hanım elbiselerini çıkarırken  yunakta ki bütün kadınlar etrafına daire oldular,hem hanımı kötü gözlerden korumak hemde kendileri  yakından görmek için.Hanımın bedeni beyaz ve çok güzeldi.Köylü kadınlar içlerini çektiler ara sıra.Bu ne güzel vücut kız.Allah özenmiş.bezenmiş hanımı yaratırken dedikleri duyuluyordu.Hanım söylenen kulak asmıyor,adeta söylenenlerden zevk alıyordu.Gelinin birisi eline aldığı su kabağını sıcak su kabına daldırarak önce eline döktü sonra da hanımın başından aşağıya döktü.Hanım suyu ayarladığına sevindi.Aynı şekilde dökersen daha iyi olur dedi.Kayın validesi evin bir tarafında onun için sakladığı bir parça sabunu al gelin kızım başına sür dedi.Hanım kayın validesini kırmadı elinden alarak başına sürmeye başladı.Saçları biraz karışmıştı,Eline aldığı tarakla onları biraz düzeltmeye çalışırken  su döken gelin hanım tarama işini evde geniş elden yaparsın sen şimdi başını iyi yıkamaya bak.Yoldan geldin başına tozlar konmuştur gelirken.Doğru söylersin kardeş öyle oldu.Başım kaşınmaya başlamıştı.Yunağa gelmem iyi oldu.Başını yıkadıktan sonra sıra bedenini yıkamaya geldi.Bedenine sabun sürmeden bir kese ile kirlerin çıkarılmasına gelmişti sıra.Başka bir gelin aha benim kese daha ilk yunağa geliyor.Tertemiz benim keseylen ben hanımı bir iyicene süreyim.Kirleri kalmasın garibin dedi.Hanım kendisine gösterilen bu ilgiden unutamıyacağı anılar olarak kalacak dedi.Elindeki kese ile hanımın sırtına biraz su döktükten sonra yavaş yavaş sürmeye başladı.kirler kendini birkaç dakika sürmeden  sonra kendini gösterdi.Hanımın kiri yok sanılıyordu ama onunda kirlendiği kese çalınca ortaya çıktı.Keselenen beden biraz kızardı bu kızarma  bedene ayrı bir güzellik veriyordu.Hanımların bir bölümü kocasını çok şanslı  olarak niteliyorlardı.Ali de yakışıklı bir delikanlı idi. Kayın validesi yunakta bulunan gelinlere teşekkür etti.Hanım temiz giysilerini giyerek kayın validesi ile evlerine döndüler.Yunaktakiler o gün akşama dek hatta bir ay evlerde hanımın güzelliğinden Ali’nin güzel bir kadınla evlendiğini ,Kimsesiz bir kadın olduğu için onunla evlenmiş,yakında bir de çocukları olacak.Küçük yerde görülen yada duyulan bir sözün yanına birazda anlatan katar öylece anlatımlar değişik katkılar yapılmış cümlelerden oluşurHanım Alinin İstanbul da anlattıklarını değişimi ile birlikte yaşamaya başlayan Hanım kırsal alana yani Anadolu kadınına,ayak uydurmaya başladı.Bir bakıma hanım bulunduğu yere uyum sağladı diyebiliriz.Akıllı bir kadın biraz da kültürü olunca uyum sağlamakta güçlük çekmedi.Köy kadınları gibi giysiler giymeye başladı.Başına onlar gibi örtü  örtmeye başladı.Hanımın hamileliği giderek ilerlemiş,doğum günü gelip çatmıştı.Ali heyecanlanmaya,hanım ise endişelenmeye başlamışlardı.Doğum olayı köyde nasıl olacaktı.Doktor ,ebe hiçbiri yok.Kente gitmek ise o hiç mümkün değil.Öyleyse bu yerleşim biriminin hanımları nasıl doğum yapıyorlar.Ali annesine hanımın durumunun ağır olduğu bir ebe gerekli olduğunu öyle bir kadını nerden nasıl bulabiliriz,senin bir bildiğin vardır her halde dedi.Alinin annesi öyle bir kadın var köyde.Ona gidip haber vereyim dedi.Alel acele üstünü giyindi ve komşunun kapısını çaldı.Durumu anlattı,sen git ben geliyorum dedi kadın,Kadın güvenilir bir kadın idi.Köyde ki hamileleri genellikle o kadın doğurtturur idi.Kadın gelmeden  kayınvalide gelinin odasına geçerek onun sıkıntılarını,ağrılarını izlemeye bir yandanda doğum için gerekli olacak  bazı malzemeleri hazırlamaya başladı.Biraz sonra kapı çalındı komşu kadın yani ebe kadın gelmişti.Hanımın doğum sancusuna yaklaşıp yaklaşmadığını öğrenmek için hanımın karnında ellerini gezdirmeye başladı.Hanım ağrılarım gelip gelip gidiyor teyze dedi ebe kadına.Kızım doğum yaklaşıyor.Hiç korkma kızım ben çok doğum olayını gerçekleştirdim seninde doğum olayanı  olumlu bir şekilde gerçekleştireceğim dedi.Ali bir başka odada dolaşıyordu.Hanımın yanında  kayınvalidesi ile ebe kadın vardı.Kayın valide ebe kadının dediklerini  hemen yerine getiriyordu.Ebe kadın bebek geliyor uzan bakalım kızım dedi.bir sancı gelmişti ki hanımın bağırdığını duydu Ali. ne oluyor demedi ki evden bir bebek sesi ortalığı  tutmuştu.Kayın valide dışarı çıkarak Ali ye doğumun tamamlandığını,bir oğlu olduğunu müjdeledi.Ali evin önünde sevinçle sağa sola yürüyüş yapıyor,hanımını ve bebeğini biran önce görmeyi arzuluyordu..Ebe kadın bebeğin ilk işlemlerini tamamlayarak,bebeği annesinin yanına yatırdı.Ali’nin annesine de Ali gelip bebeğini ve hanımını görebilir dedi.Heyecanla kapıyı açan Alinin annesi Ali diye seslendi Ali buradayım ana diye yanıt verdi. Oğlunu ve hanımını gelde gör oğlum dedi.Ali  gel haberini alır almaz eve daldı.Önce hanıma baktı hanım yatakta yatıyor yanında da bir kundak var.Hanımına yaklaşarak geçmiş olsun gözün aydın hanım korkuyordun amma korkulacak bir şey yokmuş.Bizim diplomasız ebelerimiz diplomalılara taş çıkartır dedi..Anadolu da böyle becerili insanları onurlandırmak gerekir.Doğru söylersin ana dedi.Ali.Annesinin yanından bebeği alan ebe kadın Alinin kucağına verdi.Bebek yalanıyordu.Sanki ben acıktım beni emzirin diyordu.Ana bu oğlan acıkmış yahu .Bebeği annesinin yanına koydu.Ebe kadın artık benim işim bitti ben gidiyorum sabah bir ara gelir yoklarım dedi.Ali nin anası kadını yolcu etti.Allah her ikisine de uzun  ömür versin komşu gelinin yiğit bir gelin o daha çok bebek yapar dedi.Ali nin annesi sevindi söylenen sözlere sağol komşu dedi.Ebeyi yolcu ettikten sonra hemen hanımın  bulunduğu odaya dönen kayın valide gelinin durumunu bir daha gözden geçirdi.Sana sıcak bir çorba yapayım kızım.Doğum yapanlara içirilen çorbalardan.Hanım kayın validesinin becerili bir kadın olduğunu daha önce anlamıştı zaten.Sen bilirsin anne dedi.Sen rahatlamaya çalışırken Ali de yanında dursun ben hemen çorba yapıp getireyim kızım dedi.Hanım kendisine kızım denmesini çok seviyordu.Adeta kayın validesini annesi yerine koymuştu.Ali  hanımı ile birkaç cümle konuşmadan annesi odaya gelmişti bile.Çorbadan buharlar çıkıyordu.Hanım iyiden iyiye acıkmıştı zaten.Biraz doğrul da kızım çorbanı yudumla dedi.Tepsiyi gelininin önüne yatak üzerine koydu.Eline bir de tahta kaşık uzattı.Hanım henüz tahta kaşığa alışamamıştı amma ne yapsın.Sıcak çorbadan yavaş yavaş almaya başladı.Tepsi içinde birazda yufka ekmek vardı.Hanım genellikle çorbayı kaşıklamayı seçti.Biraz sonra da sağol anne  çok iyi oldu.Zamanında pişirdin yetiştirdin gerçekten de acıkmıştım dedi.

                                    KOMŞU KADINLARIN ZİYARETLERİ

Hanımın gece doğum yaptığını komşu kadınlar hemen öğrenmişlerdi.Gece hanımların ışıkları yandı.Bunda bir iş var demişlerdi.Sabah suya giden kadınlar İstanbul dan gelen hanım bu gece oğlan doğurmuş uşak haberiniz varmı diyorlardı.Hanımlar su yolunda ,yada tarla yollarında karşılaştıklarında olup biteni birbirlerine hemen söylerler.Haber saklamayı pek .bilmez Anadolu kadını.Hele olumlu haberleri en kısa zamanda bütün köylüye duyuruverirler.Hu komşu diye seslenen bir tas çorba ile kapıyı açıyordu.Kadınlar hanımı ve oğlunu görmek için can atıyorlardı.Geçmiş olsun dilekleri yanında doğum olayını kutlayanlar,analı babalı uzun ömürlü olsun dileğini de ihmal etmiyorlardı.Hanıma ve ailesine dua edilmesi hanımı sevindiriyordu.Demekki köylü bizi sevecek bağrına basacak burada  kendimi gurbette sanmamalıyım.Bak insanlar hemen imdadımıza iyi ve kötü zamanımızda yanımızda olabiliyorlar.

Hanım oğlunu emzirmek için kucağına vermesini istedi kayın validesinden.Oğlanda benim gibi acıkmış anne baksana şuna memeyi arıyor dedi.Göğsü henüz sütle dolmamıştı ama nerde var nerde yok hemen gelirdi.Oğlumun süte ihtiyacı var dedi.Memeyi bebeğin ağzına doğru uzattı,bebek şapur şapur emmeye başladı.Hanım bak yaramaza sanki doğalı kırk gün olmuştu şunun tavırlarına bak anne.Kayınvalidesi bebeğe baktı,baktı kızım onun iyiliği senin güçlü kuvvetli oluşundan kaynaklanıyor.Kısa zamanda  oğlum kendine gelir senden sık sık meme ister dedi.Hatta bazı bebekler meme istemeden önce çok rahatsızlık yaparlar bazıları da ağlamazlar amma sağa sola dönerek meme ararlar böyle durumda anne  duyarlı olmalı kızım dedi hanıma.Komşuların gelip gitmeleri eksik olmadı.Hanım  İstanbul da olsaydım bana böyle gelip gitmelerini belki göremezdim amma burada kadınlar bana ilgileri ile gurbette olduğumu unutturdular dedi.İstanbullu hanım Anadolu kadınının unutulmaz bir güce ve yeteneğe sahip olduğunu,bu doğum olayında anladım dedi.

Köyün kısa zamanda hanımı olan  İstanbullu hanım,Anadolunun bitmek bilmeyen bilgi ve deneyim bilgileri ile her geçen gün donatıldı adeta.Hanımda İstanbul’dan onlara gerekli olan bilgi ve becerileri aktarmaya yardımcı oldu.O dönemde kısa da olsa bir eğitim görmüş olan hanım,etrafına bir mum ışığında da olsa aydınlık olmaya çalışırken üzeri kalın toprakla örtülü

evinde nice acılar yaşadı,Ali den olan üç erkek çocuğunu kendine göre bulabildiği olanaklarla yaratabildiği kültür birimi sayesinde güçlüklere göğüs germesini bildi.Birinci ve ikinci oğlu zamanı gelince askere gittiler geldiler.Üçüncü oğlu Abdullah ise hanımın ailesini unutulmazlar arasına kattı.Abdullah’ın askerlik ve evlilik sonrası ikinci ağabeyi ile olan tartışmasında hediye ettiği o bizlerce karanlık olan edinilmiş tabancanın ailenin kara günleri oluşu diyebilirim.Hanım, son oğlu Abdullah’ın ağabeyi tarafından öldürülmesi olayına dayanamayıp kısa bir süre sonra o da evlatları gibi yıllardır beklediği toprak altı evini bırakarak bir daha çıkamayacağı ,yada kaldıramıyacağı bir toprağın altına ebediyen saklandı

.Henüz bir haftalık gelin olan Abdullah’ın ağabeyi tarafından öldürülmesi üzerine,ellerinin kınası henüz kaybolmamışken,hanımın büyük oğlunun en büyüğü  olan Ali dedesinin büyük oğlu Ali ile evlendirildi.

Hanımın yıllarca yaşamını sürdürdüğü o kalın toprakla örtülü evin tavanı altında torunları da uzun süre yaşamlarını sürdürdüler,

Anadolu, öykülerle dolu bir yaşamı üzerinde yaşayanlara da yansıtmaya çalışıyor.Hanım ve oğulları,bugünde torunları imparatorluk sonu gelen yeni yönetim biçimine ayak uydurmaya çalışıyorlar.

Şöyle geçmişe bir göz atarsak ,bu topraklar üzerinde kimler hükümranlıklarını sürdürdü,kimler geleceğe eserler bıraktı olguları zamanla bizlerde yaşayacağız ve geleceğe bırakacağız.

Yirminci Yüzyıldan size ,bir Anadolu öyküsü nü küçük kesitlerle yansıtmaya çalıştım.Ömrümün son günlerinde sizleri  bu yapıtımla biraz geçmişe unutulmaz bir yolculuğu yaptırabilmiş isem  ne mutlu bana.Sanırım sizlerde bir ömür  bitmeden gelecek kuşağa geçmişe bir yolculuk yaptıracak eserler bağışlarsınız.?

                                            

 

                                                              SON

 

 

                                                                                        

 

Be Sociable, Share!