Günümüzden 69 yıl önce 17 nisan 1940 da TBMM ‘nin kabul ettiği bir yasa ile  ülkenin 21 yerinde  eğitim ve öğretime açılan Köy Enstitüleri,10 yıllık bir süreç içersinde ülkesine  17 bin 431 erkek,1.390 kız,toplam 18 bin 839 öğretmen, 8 bin 675 eğitmen 1.599 sağlık memuru yetiştirmişti.

Ülke nüfusunun % 80 köylü  yani çiftçi idi. Lozan Barışı ile çizilen ülke sınırları içersinde 40 bin köy bir o kadarda olduğu tahmin edilen mezralar bulunuyordu.Bu nüfusun  1928 de gerçekleştirilen Harf Devrimi ile okur-yazar olmayan insanımız kısa sürede oku,yazar hale getirilecekti.Bu bir zorunluluktu.Ülkede ki aydınlar ,nüfusun ancak kentsel alanda bulunan halka gördükleri eğitim ve öğrenimi ulaştırma olanağı bulmuş,kırsal alandaki insanlar kendi kaderleri ile baş başa bırakılmışlardı.Köylerde okur-yazar bulmak adeta bir mucize idi.Devlet atlı tahsildarları ile köylerden ,arazi,hayvan,yol dolaylı olarak çeşitli ürünleri içeren vergileri topluyordu.Köylünün devlete yaptığı maddi katkı yani vergilerin tümünü içeren vergi makbuzlarını evin bir köşesinde duvara çakılmış koca bir çivide takılı olarak görmek yada bulmak mümkündü.İnsanlar tekrar ödeme yapmamak için kendilerine verilen belgeleri çok iyi saklıyorlardı.Beyaz renkte olan bu vergi makbuzları her yılın yaz mevsiminde sineklerin konakladıkları yer  yada  lavaboları oluyordu.

Anadolu Bozkırındaki insanımızın çağlar boyu yaşam koşulları babadan oğula  intikal eder şekilde süre gelmiştir.Önce nüfus ça kalabalık olan yerleşim birimlerine okullar yapılmaya başlanmış,buralar da yöre köylerin çocuklarının da eğitim-öğretim yapmalarına olanak sağlanmıştı.Cumhuriyet dönemine kadar kırsal alandan orta ve yüksek öğretim gören çocukların ekonomik durumu yüksek düzeyde olan bölünmüş ailelerin çocukları olarak görülür.Bugün bazı yerleşim birimlerinde yükselen saat kuleleri,akarsular üzerine kurulmuş köprüler ile cami ve medreseleri görmek mümkündür.Kırsal alandan çıkıp ülkesine yararlı olabilen insanların kazanımlarının büyük bir bölümünü yine kırsal alana kaydırmış olmaları takdire şayandır.Onlara zaman ,zaman bakıp yerli  yada yabancı turizmin akar getirdiği yapıtlar olarak görürüz.Kısaca kırsal alan insanının   arasından çıkardığı aydınlara zorunlu olarak gerek duyduklarını görmekteyiz.

Değerli Dostlar,

Cumhuriyet Dönemi ile birlikte kırsal alandaki okur,yazar ve okullaşma oranının nasıl artırılabileceği konusunda atılımlar gerekiyordu.İnsanların cahillikten kurtarılması en önde gelen görevlerden biriydi.Atatürk’ün direktifi  ile ülke düzeyinde yeni yönetime destek verecek eğitim ve öğretim kurumlarına ihtiyaç vardı.Askerliğini çavuş ve onbaşı ile tamamlamış başarılı  ve becerili insanlar 6 aylık kurslardan geçirilerek eğitmen  olarak köylere gönderilmeye başlandı,Ankara ya ulaşan başarı raporları sonunda köy çocuklarından oluşan öğrencilerin KÖY ENSTİTÜLERİ’nde beş yıllık bir eğitim ve öğretimden sonra köylere  öğretmen olarak gönderilmesi planlanır.

Köy Enstitüleri açılırken,ihtiyaç duyulan derslik,yatakhane,spor salonları,çeşitli ders araçları yoktu.İkinci Dünya Savaşı inanılmaz hızıyla sürerken,  yönetim  tehlikeyi ustaca  uzaklaştırmayı bilmiş, ancak  silah altına aldığı gençleri ülkenin savunmasını sağlayacak bir düzeye getirilmesi için olanakların  oldukça zorlandığı görülmektedir.Köy Enstitülerine köy okullarından diplomalı olanların alındığını,yönetmeliğin giderek delindiğini ,köy çocuklarının  kontenjanlarına  şehir okullarından mezun olan çocuklarında eklendiğini görmek mümkün.

Size şimdi Köy Enstitüsüne ayak bastığım ikinci gün sabahın erken saatinde  neleri yaşadım.Umarım sizde bir an benimle birlikte yaşamaya çalışın.

Okul sahasına girmeden önce  on kişilik öğrenci gurubu iki nöbetçi öğrenci tarafından durduruldu. Ellerimizde  teneke ile kaplı bavullarla ikişer sıra haline getirildik. Önde nöbetçi arkada biz uygun adımla olmasa da bir süre yürüdükten sonra o zaman ki gözümüze göre büyükçe bir binanın  kapısı önünde durduk.Orada bulunan birkaç görevli öğrenci tarafından elimize büyükçe torbalar verildi.Torbanın iple sıkı sıkıya ağzının bağlandığını gördüm. Düğümler çözüldü içersinde pamuk dokumadan dikilmiş beyaz pantolon ve ceket ile birlikte iki kat iç çamaşırı. Üzerimizden çıkardıklarımızı torbaya koyup bağladığımızı hatırlıyorum.Okulda ki tüm öğrenciler tek tip elbiseler giymişlerdi.Yamalıklı pantolonu mu  torbaya yerleştirdiğim o anı inanın unutamıyorum.

Bizden önce okula gelen  arkadaşlar sardı etrafımızı, Mevsim yaz ay Ağustostu.Gölgelik yapan yapraklı ağaçların gölgesinde arkadaşlarla bavullardan çıkarılan yiyecekler tüketilirken,karşılıklı sohbet akşam yemeği  saatine dek sürdü.

Akşam yatakhanelere girdik,yatağımız nöbetçi öğrenciler tarafından gösterildi.Yatakhanede karyola yoktu,tahtalardan yapılmış iki katlı ranzalar vardı.Yatağımız  yumuşaktı acaba içersinde ne var diye sorulduğunda pamuk sözünü duydum.İlk gün yumuşak bir yatakta yatmanın mutluluğu vardı bizde.

Sabah erkenden dan, dan /dan diye öten bir ses duydum.Arkadaşlara sordum bu nedir diye.  O nun adı kampana dediler. Cihaz kamyon kampanasından yapılmıştı..Yanında kocaman uzunca bir demir çubuk var.Bu çubuğu kampanaya  vurdukça çok güçlü ses çıkıyor .Yaklaşık birkaç kilometreden kampananın sesi rahatlıkla duyuluyordu.

Yatakhanede kiler acele giyindik elimizi yüzümüzü yıkamaya dışarı çıktık.Uzunca bir su borunun iki tarafına takılmış  musluklarından sular akıyor,el yüz yıkaması burada yapılıyordu.Yeni düzene alışacaktık.Gördüklerimiz çoğunlukla ilklerdi.

Yemekhane önünde yaklaşım bin öğrenci sınıflara göre sıra olmuştu.Yemekhaneye önce büyük sınıflar alınıyordu.en sonra yemek yemeğe  yemekhaneye biz on arkadaş girdik.Tüm masalar dolmuş biz on arkadaş son masanın etrafına dizildik..Masa ortasında bulunan temiz on adet alüminyum  bardaklara yine alüminyum büyük demlik içersindeki çaydan bize düşenini doldurduk.Çayın şekeri mutfakta  kararlaştırılmıştı.Biz kahvaltımıza yeni başlamıştık ki büyük sınıflar çok tan çaylarını içmişler dışarı çıkıyorlardı,.Sabah kahvaltısında bize 300 gramlık ekmeğin dörtte biri düşüyordu.

Yemekhane çıkışı topluca yapımına yeni başlanın bir inşaatın karşısında tek sıra saf dizildik. Üzerinde beyaz giysileri olan bir yönetici düdüğünü öttürerek ustalar öne çıksın dedi.Ustalar dediği  kişiler kıdemli öğrencilerdi. Daha sonra harççılar,gecgereciler,tuğlacılar sözcükleri kullanıldı.Benim gibi küçük olanlar tuğlacılar gurubundaydı.Tahta semerlere doldurduğumuz tuğlaları inşaata ki ustaların yanına taşıyorduk.Öğle tatiline dek tuğla taşıma işimiz sürdü.İlk gün bizi karşılayan tuğla taşıma eylemini yadırgadığımı söyleyemem.İnşaatta kullanılan tuğlalar,kireç,harç gibi malzemeler ham maddeden öğrencilerle kullanılır hale getiriliyordu.Tuğlalar  okula birkaç kilometre uzaklıktaki tuğla ocaklarında imal ediliyordu.Burada öğrenciler çadırda bir hafta on beş gün sıra ile nöbet tutarak tuğla üretiyorlardı  Aramızda bulunan arkadaşların bazıları böyle çalışmaya alışık olmadıkları için  okulu geri kaçarak köylerine dönmüşlerdi Benim köyde aile fertlerinden başka  hiçbir gelir getirecek kaynağım yoktu.Birlikte kaçmayı istediler ancak ben onların görüşlerine katılmadım.Onlar bir hafta sonra ancak köye ulaşabilmişlerdi.Kaçak öğrenci arkadaşlardan birkaç tanesi bir yıl sonra yine okula dönüş yapmışlardı..

Tuğla çekim işlemi tamamlanmış ,binanın tabanlarına mozaik dökülüyordu Mozaik işlemini gerçekleştirmek öyle kolay değildi.Boyumuz küçük olduğu için bu işe de  bizi ayırdılar.Sabun büyüklüğündeki mozaik düzleme taşını saatlerce  ıslatılmış beton üzerinde sürüp duruyorduk.Ellerimiz şişmiş  tombullaşmıştı.Uzaktan görenler bizim kilo aldığımızı söyleyerek espriler yapıyorlardı..

Mevsimin yaz olduğunu söylemiştim.Enstitü arazisinde bazı sınıflar çalışıyor,çeşitli sebze  yetiştiriyorlardı.Yetiştirilen sebzenin başında kabak geliyordu..Mutfakta iki öğün kabak pişiriliyordu.Kısaca biz kabak yemeğinden bıkmıştık.Sorunu kime açmalıydık.Acaba ters bir tepki  ile karşılanma gibi sözcükleri geçirdik usumuzdan..Bir arkadaş sorunu müdür babaya götürelim dedi.Nasıl ? A 4 dün dörtte biri büyüklüğündeki kağıda ÖĞLE KABAK AKŞAM KABAK MÜDÜR BEY BUNUN BİR ÇARESİNE BAK yazdık. Müdür sabah gelmezden önce kapısına bir iğne ile tutturduk. Sorunumuzu müdüre ulaştırdığımız için sevinçliydik. Ertesi gün sabah toplantısında okul müdürü olayı anlatarak ,ÖNERİNİZİ OKUDUM ÇOCUKLAR. Bundan böyle kabak yemeği yine devam edecek ancak günde bir kez. dedi.Kendin yap kendin işlet sonra devret modeli gibi bizde kendimiz yetiştirip kendimiz tüketeceğiz fazlasını da satacağız dedi.Müdür esprimizi çok beğenmiş olmalı ki  sizinle iftihar ediyorum .demişti.Devletin o dönemdeki ekonomik durumunu da anlatan okul müdürü,sizler geleceğimizi aydınlatan mumlar olacaksınız,çok zor koşullarda da olsak bu tür bir gelişmeye mecburuz,kalkınma durup dururken olmuyor .şeklinde  ekonomik durumumuzu açıklamaya çalışmıştı.

Beş yıllık bir  okul döneminde  birer kez , Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’i ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’u yakından görme olanağım oldu.Okulun Cumhuriyet meydanında toplu halde  üçer kişiden oluşan saf bir şekilde dört yandan bir kare biçiminde dizilmiştik meydana.Yücel’i  bizi teftiş ederken görmüş oldum.Özel bir giysisi vardı üzerinde.O dönemlerde milletvekillerinin özel giysileri vardı. Bizi müşfik bir davranış içersinde incelediğine tanık oldum.

Köy Enstitüsü’nde üçüncü yılımızdı. Kültür çalışmaları dışında tarım ve inşaat çalışmaları sürüyordu.Bizim şubeye tek katlı,   yüz metre kareden büyük bir binanın yapımını  bitirdiğimizde yıllık izine çıkacaktık. Bir hafta içinde binanın yapımı tamamlandı.Gerekli sıva işlemi yapılırken okula İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç gelmişti.Öğretmenler Lokali bitişiğindeki ağaçların gölgesinde  öğle sıcağında okul müdürü Ali Doğan Turan ile birlikte dinleniyorlardı.Mecitözü ilçesi sınırları içersindeki okullardan mezun olanlar Kastamonu Gölköy Enstitüsü ne öğrenci gönderiliyordu.Bu arada Kastamonu Gölköy Enstitüsüne Çankırı,Çorum,Zonguldak,Sinop illeri bağlıydı.Gölköy den izine gelirken yaklaşık 30 lira masrafımız oluyordu.Halbuki Mecitözü ne çok yakın olan Ladik-Akpınar Köy Enstitüsü ne gidiş için yalnız 8 lira yetiyordu.Yaklaşık 20 lira gidip gelme için yetiyordu.Arada ki fark bir hayli yüksekti. Çoğu kez yıllık izine bile gitmemiz zorlaşıyordu.Arkadaşlar sorunu içeren bir dilekçe yazdılar,bana da bu dilekçeyi götür İsmail Hakkı Tonguç’a uzat dediler. Gurupta en küçük öğrencilerden biriydim..Arkadaşları kırmadım.Bana zarar gelse de bu görevi üstlenmeliydim.  .Elime aldığım dilekçeyi ceketimin düğmesini iliklemiş olarak dilekçeyi İsmail Hakkı Tonguç’a uzattım.Tonguç dilekçeyi okurken okul müdürünün benzi sarardı birden, kendisini şikayet ettiğimi zannetti..Dilekçeyi Okul müdürüne uzatan Tonguç çocuklar çok haklı izine ayrılsınlar,izin dönüşünde de  Akpınar Köy Enstitüsü ne gitsinler.Ben dilekçe verdiğimizde 3.sınıfta idim.4.sınıfta olanlarda vardı.Benim gibi olanlar iki yıl,dördüncü sınıfta olanlar Akpınar da bir yıl öğrenim gördüler..Bizimle birlikte onlarda çok sevindiler.

Saygı değer okurlarım,

 

Köy Enstitüleri’nin ikinci mimarı olan İsmail Hakkı Tonguç’un saptamasına göre bu kurumlar ülkenin nerelerinde kurulmuştu.

Kepirtepe Köy Ens. Lüleburgaz da, Arifiye  K.E.Adapazarında, Savaştepe K.E.Balıkesir de,Kızılçullu K.E.İzmir,Ortaklar K.E. Aydın da,Gönen K.E.İsparta da,Aksu.K.E.Antalya da,İvriz K.E.Konya,da Çifteler K.E.Eskişehir de,Gölköy K.E.Kastamonu da,Akpınar K.E.Ladik de,Pamukpınar K.E.Yıldızelin de, Pazarören K.E.Pınarbaşı nda,Hasanoğlan K.E.Ankara da,Düziçi K.E.Adana Bahçe de,Akçadağ K.E.Malatya da, Beşikdüzü K.E.Vakfıkebir Trabzon da ,Cılavuz K.E.Kars da, Pulur K.E.Erzurum da,Dicle K.E.Ergani-Diyarbakır da.Anılan bu kurumlarda  öğrenim görenleri Tonguç’a göre 16 bin öğrenci bunların 15 bin 400 ‘ü  öğretmen geri kalanlar ise sağlık memuru olmuşlardı.

 

Köy Enstitülerinin açılışında en büyük sıkıntıyı çeken  İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç, bu eğitim yuvalarında öğrencilerin hangi becerileri edindiklerini aşağıdaki sözcüklerle sıralamıştır. ”kirizma yapanlar,at,davar.sığır,sürüleri güdenler,hayvanlara bakanlar,sirke.yoğurt,peyniryapanlar,makarna,tarhana,bulgur,turşu hazırlayanlar,araba sürenler,duvar örenler,bina kuranlar,taş yontanlar beton dökenler,sıva sıvayanlar,tuğla pişirenler,kerpiç dökenler,çatı kuranlar,plan çizenler,keşif name tanzim edenler,kooperatif işletenler,demir dövenler,kaynak yapanlar,tahtayı ve çeşitli maddeleri esere çevirenler,bağ dikenler,orman ve bahçe kuranlar,ata,bisiklete binenler,motosiklet,traktör kullananlar,türkü söyleyenler,mandolin,saz çalanlar,okuyanlar,şiir yazanlar,kendi hazırladığı temsili sahneye koyanlar,milli oyunlar oynayanlar,kitap ciltleyenler,resim çekenler,sepet.kazak örenler,resim yapanlar,kazak örenler,resim yapanlar,makine ile çorap işleyenler,iplik bükenler,kumaş,bez,çarşaf,örtü dokuyanlar,çamaşır,elbise dikenler,nakış yapanlar,milli nakışların örneğini alanlar,deri pişirenler,pulluk ve traktörle tarla sürenler,nadas yapanlar,tohum ekenler,orakla,elle,biçer döverle veya orak makinasıyla ekin biçenler,çeşitli aletlerle harman yapanlar  ,mahsulü anbarlara taşıyanlar,yüzlerce hayvanın kışlığını hazırlayanlar,köprü kuranlar,yol yapanlar,kanal açanlar,fizik-kimya-biyoloji,çocuk v iş pisikolojisi,ekonomi,kooperatifçilik okuyanlar,ders okutanlar,köy etüdleri yazanlar,motor,türbin,değirmen çalıştıranlar,hasta arkadaşlarına bakanlar , kütüphane açanlar,memleket mesele ve davalarını konuşanlar,,radyo dinleyenler,dünya olaylarına dair fikir söyleyenle,kuru toprakların derinliklerinde su arayanlar, kısa söylemek gerekirse bir gaye, bir fikir ve bir duygu içinde toplanmış yüzlerce neşeli,kararlı,azimli, ve aydın değerler”,.

 

. Not:Bu yazı siteye konacak.

 

 

Be Sociable, Share!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *