İnsan ve Telefon

Bir süredir okurlarımdan elimde olmayan nedenlerle ayrı kaldım. Bugüne dek beni okuyarak anlamaya çalışan okurlarıma teşekkür etmeyi bir görev sayarım. Onlar yani okurlarım bana yaşama sevinci verdiler.
Köşemde televizyon izleyerek, radyo dinleyerek, kitaplarla buluşarak oturabilirdim. Ama ne var ki bizi yetiştiren kurum ve kurumlar görevlileri hayatın son durağına dek bize çalışma ve insanlarla ortak yaşamayı sürdürme bilgi ve becerisini verdiler. Onlara bu köşeden saygılar, şükranlar sunmayı bir görev bilirim.
Bugün yine sizin birkaç dakika zamanınızı almak istiyorum. Beni bağışlayacağınızı umarım. Yıllar önce bir yazıda insanların yalnız yaşayamayacağı vurgulanıyordu. Mağara döneminde bile insanlar birbirleriyle haberleşmeye çalışmışlar, taşlara, kaya düzlüklerine resimler çizerek anlaşmaya, haberleşmeye çalışmışlardır.
Dünyada insanların kolayca haberleşmesini sağlayan mucidin Alexander Graham Bel’i olduğunu ilkokul sıralarında öğretmenlerimiz bize öğretmişlerdi. Yazın hayatı bugünkü gibi değildi, mucidin ABD’de doğduğunu ve telefonu da ABD’de iken işitme engelli olan eşine işitme cihazı yaparken bulduğunu onun için tüm dünyada haberleşmek için telefonu eline alan her bireyin ALO diyerek haberleşmeye başladığını görürüz.
Kısaca telefon tüm dünya insanını birbirine ALO sözcüğü ile bağlıyor.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması sonrasında ülkenin her köşesi ile kısa sürede haberleşebilmek için telefonlaşma gayretlerinin en üstün düzeyde gerçekleştirildiğini görürüz. Ülkede 40 bin dolayındaki köy ve bir o kadarda mezra ile haberleşme mümkündü. Bu arada gerçekleşmenin nasıl sağlandığına kısa bir şekilde değinmek isterim.
İlkokul birinci sınıf öğrencisi idim. 10 Kasım 1938 Perşembe günü okuldan evimize gitmiştik. Eve giderken ve okula dönerken yağmur yağışı devam ediyordu. Öğle sonu derslerin başlamasından önce bayrak direği önünde yaptığımız toplantı o gün yapılmamış, okulun büyük salonunda toplanmıştık. Daha önceleri benzer hava koşullarında okula dönen öğrenci doğrudan dershanesine giriyordu. Salonun tam karşısında öğretmenler odası bulunuyordu. Ben küçük olduğum için öğrencilerin ön sıralarında bulunuyordum. Öğretmenler kapısı birden açıldı. Başöğretmenimiz arkasından da öğretmenlerimiz ön taraftaki yerlerini aldılar. Müdürümüzün ve öğretmenlerimizin gözleri yaşlıydı. Nedenini düşünmeye fırsat kalmadan “Müdürümüz Büyük İnsan, Cumhuriyetimizin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, bugün sabah saat 9’u beş geçe hayatını kaybetti” dedi.
Bizim gibi tüm okullar acılı haberi aynı saatlerde öğrenmişlerdi. O yılların ekonomisini bir düşünelim, nereden nereye gelindiğini ömür boyu unutmayalım derim.
1928’den sonra yeni alfabenin öğretilme çabalarının sürdürüldüğü ilk yıllarda büyükçe bir yerleşim birimine Köy Muhtarlığınca telefon getirilmek istenir. Köylünün ekonomik katkısı istenir. Herkes gücü ölçüsünde yardım ederken Kaşıkçı Dayı adındaki köylü telefonun getirilmesine karşı çıkar ve yardım yapmaz. Kaşıkçı Dayı’nın biricik olan oğlu aniden bir karın ağrısına tutulur. Bağırması mahalleyi tutar, Kaşıkçı Dayı muhtardan yardım istemeyi de daha önceki tutumu için isteyemez. Muhtar Kaşıkçı Dayı’nın oğlunun rahatsızlığını komşularınca öğrenmiştir. Köye bir ambulans ister. Birkaç saat sonra ambulansın köye geldiği ve Kaşıkçı Dayı’nın evi önünde durduğunu gören komşular çoluk çocuk kadın erkek herkes toplanır. Görevliler Kaşıkçı Dayı’nın biricik oğlunu alarak hastaneye yetiştirirler. Ameliyat edilen genç birkaç gün sonra köye döner. Kaşıkçı Dayı telefona karşı çıktığı ve telefon getirirken yardım etmediği için önce muhtardan, sonrada komşularından bağışlanmasını ister.
Telefonun mucidinden söz ederken onun bir ABD’li değil 3 mart 1847 de İskoçya’nın Edinburgh şehrinde dünyaya geldiğini ve 2 Ağustos 1922’de Kanada da hayatını kaybettiğini söylemekle önceden algıladığım bilginin yanlış olduğunu vurgulamak isterim.
İnsanın dün ile bugün haberleşmedeki değişimi elbette aynı olmayacaktır. Dün yerleşim birimlerinde ki kurumlarda olan telefon bugün masa üzerinden ceplere girmiştir. Telefonu elime aldığım zaman ilk aklıma gelen Alexander Graham Bel’i ile Kaşıkçı Dayı’dır. Sizinle “Yaşadıkça Yaşananlar” kösesinde birlikte bir gezi yapmak beni memnun ediyor. Bir başka “Yaşadıkça Yaşananlar” köşesinde buluşmak üzere saygılar sunuyorum.

Be Sociable, Share!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *