Bugün sizlerle bin dokuz yüz kırklı yıllara bir gezinti yapacağız.Yaşlı eğitimciden gelecek ile ilgili bir öneri bekleyemezsiniz. O size ancak geçmişten bazı hayat kesitlerini yansıtabilir. Hayat çizginiz içersinde belki bir gün benim yazdıklarımla örtüşen gelişmeler yada değişimler olabilir.Azda olsa katkım olursa üzülmem sevinirim.
1947 yılının son baharında Samsun-Ladik-Akpınar Köy Enstitüsünü bitirerek Çorum-Mecitözü-Kışlacık köyüne öğretmen olarak atamam yapıldı.
Okulda iki dershane,bir öğretmen lojmanı küçük birkaç ek
bulunuyordu. Okul binası ve çevresinin oluşmasında tüm katkıları köy halkı karşılamıştı. Dersliklerin birisi işlik olarak ayrıldığı için burası yalnızca tatlı kireçle sıvanmış, birde büyük bir baca başlangıcında demirci olabilecek öğretmen için gerekli hazırlıklarda yapılmıştı. Oysa benden önce burada üç yıl çalışan öğretmen Yüksek Köy Enstitüsüne gittiği için onun sanatı olan inşaat ve marangozluk için gerekli araçlar ve gereçler bulunuyordu. Örneğin okulu badana edebilmek için büyükçe bir tulumba bulunuyordu. İlk işimiz bu tulumbadan yararlanarak okulu badana etmek oldu diyebilirim.
Derslik tahta taban ile tahta tavandan ibaret yaklaşık yüz dolayında öğrencinin yararlanabileceği bir derslik. Beş yüz haneli bir köy, yüz dolayında da kız ve erkek çocuklardan oluşan öğrenci topluluğu. Sizin anlayacağınız köy nüfusunun beşte biri öğrencilerden oluşuyor.
O dönemde 07 –l6 yaşları arasında bulunan çocukların ilköğretimden geçmesi zorunlu olarak görülüyordu.Kırsal alanda on beş yada on altı yaşındaki çocuğun hemen ailenin tüm üretimine katkısı olabilecek bir yaş dönemi.
Eğitim için birleştirilmiş sınıflarda uygulanan proje uygulanıyordu.Bir çatı altında, bir derslikte birinci sınıftan alın üçüncü sınıfa kadar gelmiş öğrenciler bulunuyordu.Okulda öğretmen olarak yalnızdım. O dönemde köylerde elektrik yok, telefon yok. Jandarma karakollarının bulunduğu yerleşim birimlerinde telefon var. Asayiş olaylarına zamanında müdahale edebilmek için telefon zorunlu. Haberleşme telleri alüminyum dan yapılmıştı. Bakır ve kablolu tel yok. Konutlarda idare denilen aydınlanma aracı bulunuyordu. Sanırım bugün o dönemden kalma idareler müzelerde bulunabilir. Aydınlanma çok çeşitli idi fakirler gurubu idare, orta halliler üç yada beş numara lamba,ekonomik durumu iyi olan konutlarda yedi ile 14 numara gaz lambaları bulunuyordu. Öğrenciler bu aydınlanma araçlarından aile ekonomisine göre yararlanma olanağı bulabiliyorlardı.
Okulda elektrik olmadığı için öğrencilerin derslere girişleri çıkışları öğretmende bulunan bir düdüğün öttürülmesi ile gerçekleştiriliyordu. Okulun yararlanabileceği bir saat bile yoktu. Okulda bulunmayan saat ne yazık ki bendede yoktu.
Köyde çalışan öğretmen ayda 20 lira maaş alıyordu. Günlük harcamaları dikkate alırsak, öğretmenin kol saati için ayıracağı bir para yoktu. Köy imamı ile ara sıra sohbet ederdik. O fazla bir masa saatinin olduğunu,onu okula verebileceğini söyleyince çok sevinmiş,benden yaşlı olan köy imamına çocuklarım adına da teşekkür etmiştim.
Kara tahtamız vardı dersliğimizde. Ancak bu kara tahtayı kullanabilmek için okulda tebeşir yoktu ne yazık ki. Öğrenciler tatlı kireç parçalarından tebeşir yaparak okula getiriyorlardı. Zaman zaman bende ilçeye gidenlere tebeşir sipariş ediyordum.
Okuma-yazma durumuna gelince köyde askerden dönen gençlerle ilkokula devam eden öğrenciler bulunuyordu.Köyde bir bakkal bile yoktu. Yakın köydeki bakkala giderek ihtiyaçlarımızın bir bölümünü karşılayabiliyorduk. Bu köyde cumhuriyet sonrasında açılmış yatılı bir ilkokul bulunuyor, çevredeki köylerden buraya gelip öğrenim gören öğrenciler öğretmen okullarına ya da Köy Enstitülerine giderek beş yıllık bir ikinci öğretimden sonra öğretmen olarak köye dönüyorlardı. Bende bu köydeki ilkokuldan mezun olmuş,yakın köye öğretmen olarak atanmıştım.
Öğrencilerin defter, kalem, silgi gibi ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için okulda küçük bir kooperatif kurdum. Kooperatifin yönetimi için bir kız birde erkek öğrenci görevlendirdim. Okulun girişinde bulunan kooperatif çocuklar için büyük bir bakkal dükkanı yada market gibi işe yarıyordu. Defteri biten öğrenci sabah okula gelirken bir yumurta getirir,kooperatiften on sayfalı bir defter ile bir kalem alırken artan para ile de kendisine şeker verilirdi.
108 öğrenciden oluşan üç sınıf ile tek dershanede öğretim yaparken kapıdan ani bir vatandaş girdi sınıfa.Hoş geldiniz diyerek kendimi tanıttım. O da İlköğretim Müfettişi olduğunu söyledikten sonra elindeki kırbaçla kırık camın yerine yapıştırılan beyaz yağlı kağıda doğru yürüyerek onu parçaladı.
Öğrenciler olanları ve konuşulanları rahatlıkla görüyor ve duyuyorlardı. Bir tabak cam alabilmek için gerekli girişimlerde bulunduğumu, ancak tahsis edilen camlardan belli bir ölçüde bize de verilebileceğini, görevli kişinin ilçeye gönderileceğini, cam gelinceye dek çocukların üşümemesi için kağıt yapıştırıldığını anlattım. Beni adeta hiç dinlemedi. Kısaca müfettiş müfettişliğini göstermişti.
Karşılıkla konuşmalarımız devam ederken,bende kağıdı parçalamanın kolay olduğunu, tek soba ile ısıtılan dersliğin şimdi nasıl ısıtılabileceği sorusunu yönelttim.
Müfettişin öğrencilerin eğitim ve öğretim sorunları yada konuları ile ilgili yardımlarını beklerken, hırpalanmayı kabul etmedim. Neden kendisine yanıt verdiğime kırılan müfettiş bana çalışmalarım için olumsuz bir raporda düzenlemeyi ihmal etmemişti.
Olaylı teftişe tanıklık yapan öğrencilerimden büyük bir bölümü kamunun çeşitli kademelerinde görev aldılar. Onlar benim ilk öğretmenliğimin birer tanıklarıydı. Hayatın gerçeklerini öğrenebilmek için trenle yolculuğa çıkan öğrencilerim büyük bir bölümü son istasyona çoktan ulaştılar. Bende siz okurlarıma son istasyona yaklaşırken kısa bir hayat kesitini sunmak istedim. Beni okuduğunuz için teşekkür eder saygılar sunarım.

Be Sociable, Share!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *