muslumtunaboylu@hotmail.com

Akşam karanlığı iyiden iyiye basmıştı.Kendimi caddeye attığımda  sokak lambalarının yandığını farkettim.Kışa yaklaşırken ısının iyiden iyiye düşüş gösterdiğini de rahatlıkla algılamaya başladık sanırım.

Sokağın sağı solu kahvelerle dolu,insanlar masa başında oturmuşlar çaylarını yudumluyorlardı.Kimisi  evden çıktığı gibi kahvede kalmış,kimiside evden apar topar sanki  kendini dar atmış kahveye,garson çay getir oğlum.Geldi amca diye seslenen garson  çay ocağına yanaşarak yeni bir bardağı doldurmasını ister ocakçıdan.Bardaklar dolup boşalır akşamın ilk saatlerinde.Ben ise evin yolunu  yeni tutuyorum”.Bugün neden geç kaldın?”  sanki kendimi sorgular gibi.  Bacaklarım,bastonuma dayanarak,aslında dayanmayı ondan güç kuvvet için kullanıyorum.Görenler ne yaptın sen böyle bastonlanmışsın.Baston  hiç sana yakışmıyor.Yakışmıyor amma zorunlu olarak o artık benimle çıktığımız yolculuğun sonuna dek  arkadaş olacak.

Yüzyılın üç çeyreğini çoktan tamamladık.Vücut kendi onarımını eskisi gibi yapamıyor.Ama ben görevini aksatmadan sürdürmesini istiyorum.Benim gibi binlerce yurttaş da aynı düşüncede.Ama değişen bir şey olmayacak,birgün yolculuğu tamamlayacağız.

Hafif rampalı bir yürüyüşten sonra konutun dış kapısını  zor açabildim.Birkaç gün önce fazla paslanmasın diye boyanmıştı .Sanırım biraz zorlandım.Kapıdaki değişime giderek alışacağız sanırım.

Birkaç basamaklı merdiveni inerken dikkatli olmam gerekiyordu.Gerçi merdivenin kaç basamak olduğunu artık saymadan bacaklarım algılıyordu.Birkaç adım daha yürüdükten sonra yine bir merdivenle karşılaşıyorum ister istemez.Bu ikinci engelide aştıktan sonra  yeni açılacak açılacak kapıdan sonraki dar merdivenler beni olduğunca zorladı.Katın kapısına ulaşmadan anahtarı hazırlamıştım.Beden eskisi gibi  hareket edemiyor birden.Aydınlık  lambasını söndürmek için uzandığım düğme bu kez biraz uzak geldi bana.Aslında düğme yaklaşık kırk yıldır aynı yerinde.Bana öyle geldi bu kez nedense.

Giriş holinin solundaki kapıya yönelerek burdaki aydınlık lambasını yaktım.

Beni sanki uzaktan takip edermiş gibi. Hemen telefonum ötmeye başladı.Lambayı yakarak telefonun bulunduğu yere doğru hızlıca yönlendimAncak telefona ulaşamamış olmalıyım ki bir kez daha ben burdayım dercesine çıngırağını öttürdü.O görevini yaparda ben de yapmam mı hemen ahizeyi kaldırarak alo dedim.Sesi algılayamadım .Tanıdın mı sorusu ile karşılaştım.Algılayamadım diye yanıt verdim.Kendisini tanıtınca sözcükleri bir bir ardına eklemeye başladık karşılıklı olarak.

Çok heyecanlanmıştım.Beni arayan çok eski yada çok yaşlı bir arkadaş.Görüşmeyeli 65 yıl olmuş hesaplamamıza göre.Telefonu bularak insanlığa armağan eden  amerikalıyı hatırlamamak mümkünmü.Uzun bir haberleşme oldu bizim için.Yanında bulunan torunlarına ,” bakın ben 65 yıl dan beri görmediğim.sesini işitemediğim okul arkadaşımla görüşüyorum. “  Bilen bir arkadaşının yardımı ile telefonumu ele geçirmiş ve alo demiş.Telefon görüşmesi sonucu internetle olan bağlantımızıda yaparak bir kaç dakika da olsa görüntülü görüşme yaptık.

Sizi bilemem de ben telefon yada internet haberleşmelerinden çok memnunum.Çok olmasada bir arkadaş,bir akraba,bir dostla  selamlaşma insane ne kadar huzur veriyor.Bunun ölçüsünü değerlendirme olanağı yok bana göre.

Teknolojinin gelişmesini sağlayan insanoğluna şükran borçlu olduğumuzu hatırlamamız sanırım en doğal bir eylemdir.

Bugünlere ulaşmak için insanoğlu ne güçlüklere göğüs gerdi.Çektiği acılar.yaşadığı  tatlımsı yılları unutmak olanaksız.

Anımsadığım kadarı ile haberleşmede insanlar önce yılın belli günlerinde  birbirlerini tebriklerle kutluyorlardı.PTT önünde yada içersinde bir kaç masa üzerinde tebrik kartları birer birer gözden geçirilir,kendimize yakın olanı alıp hemen postaya verirdik.

Telefon görüşmesi yapmak için ya davetiye gönderir yada davetiye alır ptt yolunu tutar saatlerce sıra beklerdik.Ama tüm bunlara karşın dostluklar unutulmaz yaşatılırdı.

Bugün geldiğimiz yaşam düzeyi düne göre çok değişik. Olanaklar çoğaldı isede insanoğlunun omuzlarına yüklenen yaşam savaşı her geçen gün artıyor ve ağırlaşıyor.Tüm bunlara rağmen ayakta kalabilme  savaşı sürdürülüyor.Arkadaşlıklar,dostluklar tüm güzel olgulara rağmen ikinci plana bırakılıyor.Günümüzde haberleşme güçlüğü yok ,cebimizde yada elimizde telefonumuz var.Buna rağmen insanoğlunun işi düşünce karşısındakini arar olduğuna tanık oluyoruz.

Saygı değer okurlarım,sizlerin birkaç dakika olsun yine zamanınızı izninizle aldım.Katıldığınız,yada katılmadığınız noktalar elbet olacaktır.Doğal olan bu duygularla sizleri selamlıyor,saygılar sunuyorum.

MÜSLÜM TUNABOYLU

 

 

 

NOT:Bu yazım pazartesi günü  “Zaman Tünelinden kesitler” başlığı altında

HALK İLE KENTLİLER ARASINDAKİ

BOZUK DENGEYİ EŞİTLEMEK İÇİN

“KÖY ENSTİTÜLERİ”

muslumtunaboylu@hotmail.com

Bugün 17 Nisan 2010.günümüzden tam yetmiş yıl önce TBMM de kabul edilen bir kanunla halk ile kentliler arasındaki bozuk dengeyi eşitlemek için Köy Enstitüleri adı altında yeni bir Eğitim ve Öğretim Kurumu kurulmuştur.

Milli Eğitim Bakanı Saffet Arıkan  döneminde yani 1936 yılında köy halkına pratik bilgi vermek amacı ile köy eğitmeni projesinin uygulanmasına başlanır.Askerliğini onbaşı yada çavuş olarak yapan gençler,Tarım Bakanlığı”nın işbirliği le ,modern tarım tekniklerini uygulayan Mahmudiye Devlet Üretme Çiftliği “nde bir süre eğitildikten sonra köylere gönderilir.Amaç,köye hem bir öğretmen hemde  modern tarım araçları ve yöntemlerini sağlamak.Uygulama umulanın üzerinde başarılı olmuştur.Uygulama için gerekli olan bütçe olanakları yeterli olmasa da,projenin sağladığı üretim olanakları uygulamayı olumlu yönde sürüklemektedir.

İsmail Hakkı TONGUÇ yönetiminde başlatılan uygulama olumlu gelişme gösterince 1937 ve 1939 yıllarında çıkarılan yasalarla köy eğitmeni yetiştirme deneyimi geliştirildi.Kırsal kesime uygulanan bu eğitim projesi daha sonra KÖY ENSTİTÜLERİ için uygun koşullar yaratmıştır.

Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel TBMM de yaptığı  konuşmada,Köy Enstitülerinin özelliğini,diğerlerinden bazı farklılıklarının bulunduğunu vurgulayarak “Biz bu müesseselere köy öğretmen okulu demedik.Çünkü evvelce bu isimde müesseseler vardı.Bunları yani Köy Enstitüleri ni onlara bağlamak istemedik.”Yasa karşıtları Köy Enstitüleri ni kentten uzak kalmış yeni bir sınıf yaratacağı konusunda kuşkularını belirtmişlerdir.Bakan Yücel iddiaların hayalden ibaret olduğunu,enstitülerin genellikle kent yakınlarında kurulacağını ,uygulamanın sonunda karşıt görüş sahipleri yanıldıklarını anlayacaklardır.”demiştir.Bir iş okulu olması nedeniyle köylünün emeğinin uygulama ile sömürüleceğini belirten karşıtlarla mücadelede başarı gösteren Yücel,15 yıl gibi bir süre içersinde Türkiye de ki öğretmen açığının kapatılacağını ,eğitim ve öğretimde yeni bir hamlenin yapılması gerektiğini ısrarla vurgulamış ve 17 Nisan 1940 da tasarı yasalaşmıştır.

Köy Enstitüleri geniş arazi üzerinde kurulmaya başlamış,köye öğretmen yetiştiren  bu müesseselerin kuruluşunda köy çocukları çok büyük görevler üstlenmişlerdir.Devletin bu eğitim ve öğretim yuvalarını kendi olanakları ile tamamlaması mümkün değildir.Öğrenciler çeşitli iş dallarında  fiziki gelişimine göre görev almışlardır.Yeni yapılacak olan bir yatakhane yada derslik için gerekli olan,kireç,tuğla,kiremit,kapı,pencere üretimi usta öğreticilerle birlikte öğrencilerce  üretilmiştir.Enstitüye yakın bir yerde kiralanan yeterli bir alanda tuğla üretimi gerçekleştirilmiştir.

Kireç yapımı için önce taş ocaklarından taş sökme,sökülen taşların fırınlarda yakılması daha sonra söndürülmesi olayı kimya dersi için en güzel  bir deney olmuştur.Köy Enstitüleri nde öğretmen adayları kültür derleri yanında çeşitli iş dallarında görev alarak  okulda kullanacakları  barınakları kendileri yaparak,devlete önemli ölçüde  mali destek sağlamıştır.

Yurdun çeşitli yörelerinde kurularak sayıları artan köy enstitüleri çevresinde ki köylerde ufakta olsa derslikler inşa etmişlerdir.Bazı yerleşim birimlerinde öğretmen lojmanları yapılmıştır.Enstitüler yalnız kendi sahası içinde değil yörede de sosyal yardım çalışmalarını üstlenmiştir.Meydana gelen depremlerde ise acilen yöreye yardım ekipleri gönderilerek tahta barakalar yaparak deprem zedeleri barınaklara kavuşturmuşlardır.Yardımlaşma Köy Enstitüleri arasında da  gerçekleştirilmiş,köye dönecek öğretmenin karşılaşacağı sorunları kendi kendine çözümlemesi becerisine ulaşması sağlanmıştır.

1942-1943 Öğretim Yılında Köy Enstitülerine öğretmen,bölge okullarına yönetici,gezici başöğretmen,İlköğretim Müfettişi  yetiştirmek için Hasanoğlan Köy Enstitüsü nde Yüksek Köy Enstitüsü kurulmuştur.

Zamanla sayıları 21 e yükselen Köy Enstitülerinden  1944 den itibaren yılda  2000 öğretmen  mezun etmeye başlamıştır..  . Köylere gönderilen öğretmene tarım araç ve gereçleri ile üretimden yararlanmak üzere,bağ,bahçe ve bir miktar tarla verilmiş,okulların bitişiğinde uygulama bahçeleri oluşturulmuştur.Öğretmenin okuldaki iş bölümüne göre mezun olduktan sonra  kullanması için marangoz yada demirci için gerekli körük,örs gibi araçlar sağlanmıştır.Kültür derslerinde yararlanması için öğretmene,mezun olurken belli oranda kitap,ansiklopedi de sağlanmıştır.Bunan yanında beşinci yıl tamamlanmadan öğrenciler trenle diğer bölgelere düzenlenen gezilerle komşu yöreler hakkında bilgi sahibi yapılıyorlardı.

Köy Enstitüleri modeli daha başında iken ülkeye bu kurumlar 16400 kadın ve erkek öğretmen ile 7300 sağlık memuru ve 8756 eğitmen yetiştirmiş olmasına karşın Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ,karşıtları tarafından  mecliste zaman ,zaman topa tutulmuştur.

1928 de ki Harf Devrimi,Köy Enstitülerinin verdiği mezunlarla kırsal alanda başlatılan okuma-yazma seferberliği kısa sürede ülkede okur-yazar insan sayısının armasını sağlamıştır.Bu alanda köy eğitmenleri ile köyden yetişen öğretmenlerin kırsal alanda açtıkları halk dershaneleri ile yeni yönetime umulandan çok katkı sağlamıştır.

Köy çocuklarının beş yıl gibi bir süre içinde öğretmen olmaları kentlerde yaşayanların ilgisini çekmiş,önce yalnız köy ilkokulundan mezun olan çocukların alındığı okullara,sonradan  köy ilkokulundan diploma alanların yararlanması sağlanmış,böylece köy çocuklarının kontenjanlarına ortak olunmuştur.

Ülkede çok partili hayata geçiş,Köy Enstitülerini  karalama ile başlamış,adeta karşı tarafta etkili olabilmek için bu eğitim yuvaları akıl almaz suçlamalarla karşı karşıya kalmış,dönemin yazılı basını ise kentsel alandaki vatandaşları Köy  Enstitüleri gerçeği konusunda  yeterince bilgilendirememiştir.

14 Mayıs 1950 de yapılan milletvekili seçimleri sonucu  Demokrat Parti  iktidar olmuş,ilk meclis toplantısında Atatürk Devrimlerinin yara aldığı gözlenmiş,.Okulları kapatacağız propagandasının sağladığı başarı sonrasında Köy Enstitüleri dönemi kapanmıştır

.Birkaç dakikalık bir zaman tüketimi sonrasında sanırım Köy Enstitüleri nin başarıları konusunda  azda olsa bir bilgi sahibi oldunuz.

Kırsal alanda yaşayan biri olarak bende Köy Enstitüsünde beş yıllık bir Eğitim ve Öğretime tabi tutularak 1947 yılında kırsal alanda öğretmenliğe başladım. Köy Enstitüleri olmasa idi benimde bir eğitimci olmam mümkün değildi.20 bin dolayındaki köy çocuğunun Köy Enstitüleri sayesinde Türk Eğitim emekçileri ordusuna katılması bir başarıdır.

Sözlerimi bağlamadan bir konuya değinmek istiyorum.Köy Enstitülerinin kuruluş döneminde Çorum”a gelerek incelemelerde bulunan İlköğretim Genel Müdürü  İsmail Hakkı TONGUÇ,Kastamonu Gölköy Köy Enstitüsü nde ilk Çorumlu öğrenciler kadrosunu oluşturmuştur.Enstitünün ilk mezunlarından olan

Şakir Demir Mecitözü”nün Kışlacık Köyünde üç yıl öğretmenlik yaptıktan sonra Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsüne alınmış,Hacı Uçak yine Mecitözü nün Çıkrık Köyünde görev almış,yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak  çok genç yaşta yaşamını yitirmiştir.

İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç un Çorumdaki bir eğitim kurumuna  adının verilmesi  geçte olsa bir  vefa borcudur diye düşünüyorum Okurlarıma saygılar sunuyorum.

Müslüm TUNABOYLU

yayımlansın.Müslüm Tunaboylu/çorum 11 aralık 2010 saat20.20

 

 

 

muslumtunaboylu@hotmail.com

Bugün sizinle çok değişik bir gezinti yapmak istiyorum.Okurlarımın benimle gezinti yapmalarını istemek bir bakıma uygun gözükmeyebilir.Yıllar öncesinden yine birkaç kesitten başka ne gelebilir aklımıza.

Dün olduğu gibi bugünde ülkemizin en önde gelen ve kalabalık nüfusa sahip olan İstanbul un yaklaşık 40 km,kuzeyinde ki  bir yerleşim biriminde kutsal görevimiz olan askerliğimi tamamlıyordum..

Yıl 1956,Kasım ayındayız.Kasım ayı sonunda terhis olacağız.Birlikte onun üzerinde rütbeli bulunuyorduk.Birliğimiz Hafif  Ulaştırma idi.Tümene bağlı birliklerin ihtiyacı olan erleri üç aylık bir eğitim sonrasında sürücü ehliyeti ile kıtalarına gönderiyorduk.

Bir hafta sonu nöbeti bana gelmişti.Gece geç saatlerde alarm zili çaldı.Alarm yöneten merkezden gerekli uyarılar yapılmış,birliğimizin alarma katılması emredilmişti.Alarm rengine göre kilitli dolapların kapakları açılmış içersinden çıkarılan dosyalarda ki görevler yerine getirilmişti.İlk işimiz hafta tatili yapmak için İstanbul a evine giden birlik komutanına kendisine ait binek aracına takılan bir römork takılarak göndermek olmuştu.Yaklaşık bir buçuk saat sonra birlik komutanı bölüğe dönmüştü.

Kendisine alarm rengi uyarınca gerekenin yapıldığını,bu nedenle herhangi bir sorun bulunmadığını ,çalışmaların bir  süre daha süreceğini,araçların mevsim koşullarına göre  gizleneceğini,sınırdan giren düşman birliğinin çok yakın bir süre içinde bulunduğumuz bölgeye ulaşacağını uygun sözcüklerle aktardım.

Çok heyecanlıydık.O günlerde Rus Birlikleri Avrupa da ilerliyor,Macaristan ın Başkent i Budapeşte de tanklar sokaklardaki insanları büyük küçük demeden altına alarak eziyordu.Olanları bildiğimiz için ister istemez alarm nedeniyle biraz tansiyonumuz yükselmişti.

Her yer aydınlanmıştı,bizde araçlarla birlikte yan yana gizlenmişti.Öğle saatlerinde uçaklar geldiler birlik üzerinde birkaç tur yaptıktan sonra döndüler.Bir süre sonra da alam ın kaldırıldığı ulaştırıldı o günün haberleşme araçları ile .

Geçtiğimiz günlerde Mısır da meydana gelen halk ayaklanması ile ilgili çok değişik görüntüler izleme olanağı bulduk.Meydana gelen tankların paletlerinin bulunduğu yerlere yatarak “Bizi koruyun”diye çığlıklar atan insanları gördükçe etkilenmemek olanaksız.

Günümüz dünyasında ülkenin ya da dünyanın her hangi bir yerinde meydana gelen olumsuzlukları birkaç saniye sonra bizim izlememiz mümkün.Teknoloji insanların her türlü ihtiyaçlarını karşılamak için adeta yarış ediyor diyebiliriz.

Tarihte unutulmaması gereken bir çok olay gerçekleşmiştir.Onlar bugünün insanlığına ışık tutmalıdır diye düşünüyorum.

Mısır da bir zamanlar Kral Faruk bulunuyordu.O dönemin yazılı basınında Kral Faruk un bir günde yediği kurbağa butları bile sayılıyordu.O dönemi bir ara rejimle General Necip ve arkadaşları sonlandırmıştı.

General Necip kısa süre sonra arkadaşları tarafından yönetimden uzaklaştırılmıştı,yönetimden bir süre sonra istifa eden Nasır ı  Mısır halkı gece sokağa çıkarak istifadan vazgeçirmişti.

Yıllar sonra  o Mısır halkı bu kez de Hüsnü Mübarek in  30 yılı aşkın yönetiminde istediği ekonomik refaha ulaşamamış,özgürlük ve demokrasiden uzak tutulmuştu.

Yazımda tanklarla ilgili iki olayı siz okurlarımla bir kez daha paylaşmak istedim.Budapeşte deki tanklarla Kahire Tahrir Meydanında ki tanklar çok değişik bir görev üstlenmişlerdir.

Özgürlük ve demokrasi,tam bağımsızlık dünya ülkelerinde artık zorunlu olarak arzulanmaktadır.Günümüz insanı,dünün insanı gibi her şeyi görmezlikten gelemiyor,diyor okurlarıma sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

OLAYLAR VE İNSANLAR/MÜSLÜM TUNABOYLU

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SAĞLIK SORUNLARIMIZ

muslumtunaboylu@hotmail.com

Sorunlarımız öyle çeşitlidir ki.Saymaya başlarsak  hangisini öne alalım yada  ya da ikinci plana erteleyelim diyebiliriz,

Eğitim emeklisi olarak bugünlerde yapılması yada plan yada programlanması gereken konular arasında çocuklarımızın diş sorununu  ve göz sorununu ele almalarını öneririm.

Kırsal alanda görevli iken ön sırada oturan bir öğrencimin sık, sık tahtaya baktığını,görmede bir zorluk çektiğini fark ettim.Yerini değiştirdim aynı hareketlerin yapıldığını görünce ,okulun dağıldığında beni göre eve öyle git çocuğum dedim.Arkadaşları arasında ona gözünden rahatsızsın diyemedim diyemezdim.Çocukların zamanla çok acımasız olduklarını biliyorum.Arkadaşlarını incitmek için öyle konu arıyorlardı ki.Sağlık konusunda onların birbirleriyle şakalaşmalarını istemedim sizin anlayacağınız.

Öğrencimin arkadaşları sınıftan çıkmışlardı,öğrencim yanıma gelerek ,geldim öğretmenim dedi.Baban en kısa zamanda  okula gelerek benimle görüşsün dedim.Öğrencimin velisi  ellerini oğuşturarak geldiği okuluma geldi.Onu öğretmen odasına aldım  ve çocuğunun göz sorunu olduğunu ,en kısa zamanda bir uzmana ulaştırmasını istedim.

Öğrencimin birkaç gün  yerinde olmadığını görünce sevinmiştim.Babanın benim önerimi dinlemesi hoşuma gitmişti.Bir iki gün sonra  masadaki yerini alan öğrencimin gözlerinde dereceli gözlük vardı.Çok sevindim.O dönemde gözlüklülere prof.mu olacaksın diye takılırlardı.Çocuklara gözlük taktırmak çok zordu.

Öğrencim artık tahtaya yazılanları çok rahat okuyor ve notunu alıyordu.Öğrencimde,  bende mutlu idim.

Kırsal alan yada kentsel alanda ki eğitim öğretim kurumlarında 26 yıl görev yapan bir eğitimci olarak okula yeni başlamış ve ilköğretim dönemleri içersinde bir genel göz ve diş kontrolünden geçirilmeleri sağlanmalıdır.

Yine tekrarlıyorum,26 yıl hizmet dönemimde bir kez çocukların göz kontrolünden geçirildiklerine tanık oldum.Bu arada çocukların diş sorunu ilköğretim çağında çözümlenmezse ilerde büyük fakat adlandıramadığımız sorunlarla karşılaşması kaçınılmaz olur.

Sağlık ve Milli Eğitim Bakanlığı mıza bir öneride bulunmak isterim.İlköğretime başlayan çocuklarımıza kırsal alan ve kentsel alanda beslenmeleri için bütçeye ödenek konmasını sağlamalarını öneririm,

Çocuklar bizim çocuklarımızdır,geleceğimizin teminatı olan yavrularımızın beslenme sorunlarını çözümlemek sanırım bizim önde gelen görevimizdir.

Çocukların beslenme ve sağlık sorunları çözümlenirse ülkemizde bakan gözlü insanlar değil gören gözlü insanların yetiştiklerini görürüz.

MÜSLÜM TUNABOYLU

SEÇMENE ÇİÇEK

muslumtunaboylu@hotmail.com

Türkiye de demokrasi hareketlerinin başladığı yılları anımsadıkça,geçmişi     nasıl bir değerlendirmeye alıyoruz diye bir sorgulama yapmak istedim.Sanırım benim böyle bir değerlendirme yapma ya da yapamama konusunda hemen kendi dünya görüşü içersinde uzun bir süre içersindeki siyasi kesitleri ele alanlar olacaktır.

Osmanlı Devletinin kuruluşu,yükselişi,duraklama ve gerileme dönemlerine bir göz attığımızda bazı yazar çizerlerin olayları kendi görüş ve inanışları doğrultusunda okurlarına yansıttıklarını görürüz.

Okurlara olayları olduğu gibi yansıtmak o dönemin yaşam kesitlerini yaşayabilmekle mümkündür.Okuduğunu,ya da  bir yaşayandan dinlediğini nakletmek olayı bir başkadır.

1940 lı yılların başında giderek hızını artırmaya başlayan demokrasi hareketleri sınırlarımız dışından da olsa bir rüzgar yumuşaklığı ile ülkemize misafir olmuştur.Aradan azımsanmayacak  sayıda yılları geride bırakırken,demokrasi denilen misafirimizi dünyanın anladığı bir ölçüde anlamış olamadık .O bize gelmiş kendisini göstermiş,ama nedense biz onun bize gösterdiği yoldan bir türlü gider hale gelememişiz.

Türkiye de tek parti dönemi 1946 milletvekili seçimleri ile başlamış oldu.Okulun yakınında bulunan yerleşim birimlerine yönetimce gözlemci olarak gönderildik.

O seçim gecesi geç saatlere dek seçmenlerin birbirleri ile tartışılan konuları anımsadıkça seçmenin oyunu kullanırken “BİR DURUM MUHAKEMESİ” yapmadığına o günden sonra hemen tüm genel seçimlerde sandık başkanlığı görevini yapmış bir vatandaş olarak aynı türde oy kullanıldığına tanık olmuşumdur

Yönetimde görev almak elbette çok güzel bir olaydır.Kendin için ,komşun için,mahalleli için,kasaba için,şehir için,kısaca ülke için görev almak kadar güzel bir istem olamaz.Yarışmacılar kendilerini önde görmek isterler.Bu çok doğal bir olaydır.

Bilmem hiç at yarışı izlediniz mi?Jokeyden çok atların bir birleri ile yarış için yanındaki arkadaşlarına çelme takmazlar,öndekini incitmeden yanı başından zarar vermeden önde yer alırlar yarış bitene kadar.Onları izlemek bir bakıma insana keyif verir.

1946 Milletvekili Seçimleri sonrasında TBMM ne muhalefette resmen girdi.Sayıları azda olsa kendi güçleri ölçüsünde seçmenine verdikleri sözü yerine getirebilmek için olduğunca çaba harcadılar.14 Mayıs 1950  deki Milletvekilli Seçimi inde  Demokrat Parti büyük bir çoğunlukla iktidara geldi.

Dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü dür,Genelkurmay Başkanı ve kuvvet Komutanları Çankaya Köşkünde haftalık olağan görüşmeler yapılırken,İnönü ye Paşam İktidarı Demokrat Partiye bırakacak mısınız denir.İnönü TSK nin komutanlarına dönerek”SİZ DEMOKRASİYİ NE SANIYORSUNUZ,ELBETTE DEVREDECEĞİM “ demiştir.

1946 da ana muhalefet olan parti 1950 de İktidar olmuştur.O tarihten sonra Demokrat Parti de birlik bir süre devam etmiş,o da Cumhuriyet Halk Partisi gibi “ANA” görevini yerine getirmiştir.

Türkiye de demokrasi hareketleri konusu bazı yazarlar tarafından kitaplaştırılmış,vatandaşın hizmetine sunulmuştur.Demokrasi nin ne olduğu konusu halen tartışılmaktadır.Demokrasi çemberinin uzaması ülkemiz insanı için sayılamayacak ölçüde değerler getirecektir.

12 Haziran 2011 seçimleri bugüne dek yapılan  seçimlerden apayrı bir değer taşımaktadır.Seçmen sandığa giderek vatandaşlık görevini muhakkak yerine getirmelidir.Devletin vatandaşına karşı olan görevleri yanında vatandaşında vatandaşlık görevlerinden en önde geleni seçmen olarak sandığa gidip ol kullanmak olmalıdır.

Bu ülkenin yönetiminde görev alan insanların yaptıklarını kaleme alırken yandaşlığı kalemimizden uzak tutmalıyız.İnsanımızın gerçekleri öğrenmesine dolaylı olarak engeller oluşturmamalıyız.

Seçim tarihi her geçen gün küçülmektedir.Yığınlara çeşitli olanakları kullanarak ulaşan siyasi partilerin düzenlenen toplantı sonlarında seçmene çiçek atıldığını görüyoruz.

Tarihte “Lale Devri” diye geçen o dönem gibi 12 Haziran 2011 seçimleri

de gelecek kuşaklara “SEÇMENE ÇİÇEK” seçimi olarak yansıtılacaktır.

Seçme ve seçilme konusunda geçmişte yapılan yasalar,değişim ve gelişim dikkate alınarak yeniden vatandaşın hizmetine sunulmalıdır.Milletvekili adaylarımıza seçmen tarafından sunulan sayısız öneriler bir süre sonra seçmene atılan çiçekler gibi solmasın diyor,okurlarıma saygılar sunuyorum.

MÜSLÜM TUNABOYLU

 

Be Sociable, Share!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *