KOYUNLAR MEZBAHADA AĞLAŞIR
AYILARA KIYAK EMEKLİLİK YARAŞIR

MAHMUT TUNABOYLU

Köprüyü geçene kadar ayıya neden ‘dayı’ diyoruz?
“Yuh ulan ayı!” diye kime sesleniyoruz?
“Ayı gibi herif” kim?
Armudun iyisini neden hep ayılar yer?
İşte sizi aziz mubarek günde yeterince uyuz edecek ve günaha sokacak birkaç soru…
Buyurun bakalım!

HER TÜRDEN MAHLUKATA İLGİ DUYMUŞUMDUR…
Uyumadan önce koyun saymış,
Canım isterse tekeden süt sağmışımdır…
Lakin ayılarla bir türlü anlaşamamışımdır.
Şu yaşıma gelmişim, kargadan başka uşlar da tanımışımdır…
Kazları yemlemiş, tavuklara horozlanmışımdır….
Hindi ‘Kel Fatma’ gibi kabarmışlığım da olmuş ve fakat Ayı Yogi’lerden hazzetmemişimir.
Ya ne yapmışımdır?
“Höst ulan ayı!..” demişimdir.
Lakin o bildiğini okumuş, “Hamamda karılar aha şöyle bayılır…” diyerekten beni uyutmuş, her daim ayağıma basmıştır.
Yalnız ayağıma basmakla kalsa iyi, burnuma halka takmaya bilem kalkmıştır.
Tabii biz de öküz değilizdir, keleğe gelmemişizdir…
Ya ne yapmışızdır?
“Koyunlara özgürlük, kahrolsun ayılar!..”diye slogan atmış, başımızı belaya sokmuşuzdur!..

ÜSTAD GANDİ’NİN SÖZLERİNE DİKİZ
Hindistan’a bağımsızlığını kazandıran eşsiz devrimci Mohandas Gandi, “Bir ülkenin büyüklüğü, o ülke insanlarının hayvanlara nasıl muamele ettikleriyle ölçülür!..” demiştir.
Ve fakat niye böyle bir lakırdı etmiştir?
Maksattaki gayesi nedir?
Bu lakırdının ucu bize dokunmakta mıdır?
İşte bu yazımızda bütün bu önemli soruların cevabını arayacak, derin felsefi konulara girip, Çiller hanımın deyimiyle, telef olacağızdır!..

DARVİN KEFERESİ NE DEMEK İSTEMİŞTİ?
Hep yazdım…bir aralar kafayı Darvin’e takmıştım.
Yazdığı ‘Türlerin Kökeni’ adlı kitaba balıklama dalmıştım…
Onun bunun dediğine göre, Darvin efendi kitabında, insanların maymundan geldiğine hükmetmekteymiş, lakin ben o konuda tek bir satır bulamamış, düş kırıklığına uğramıştım.
İşte o an kafamda bir şimşek çakmış, hemen bir karşı teori geliştirmiştim.
Teorime göre, insanoğlu maymundan değil, koyundan gelmekteydi ve ben bunu geç de olsa anlamıştım.
Bunu şundan çıkarmıştım:
İnsanoğlu, aynen koyunlar gibi, genellikle hep bir liderin peşinden gitmekteydi ve bu durum toplumsal hayat başladığından beri hep böyleydi…

İNSAN NESLİ KOYUNDAN TÜREMİŞSE AYILAR NEYİN NESİ?
Bu müthiş teorimi Bilim Dergisi’nde bir makale ile açıklamaya hazırlanıyordum ki yeniden içime bir kurt düştü ve müthiş teorim sırça saraylar gibi aniden tuzla buz oluverdi.
Evet, teorimde gerçek payı vardı…
İnsanoğlu koyunlarla büyük benzerlik gösteriyordu.
İyi de, ayılara ne demeliydi?
“Yuh ulan ayı!…” lafı nerden türemişti?
“Ayı gibi herif” kimdi?
“Köprüyü geçene kadar ayıya dayı…” niçin denilmekteydi?
Bu akrabalık nerden geliyordu?
Meselenin mahiyeti neydi?
Armudu aşlamalı,
Dibini taşlamalıydı…
Ve fakat, armudun iyisini neden ayılar yemekteydi?
Bu ve bunun gibi sorular bana epey bir süre “Vay anasını be!..” dedirtti.

KÖTEK YİYEN KOYUN “MEE!..” DER…
Koyun kısmı ner an kurban edilmeye hazır ve nazırdı.
Yününden giysi, derisinden davul, sütünden yoğurt yapılmaktaydı…
karşılığında da sürü sahibinden kötek yemekteydi.
Üstelik bütün bu sömürüye ve zulme karşılık sadece masu bir ‘mee’ sesi çıkarmaktaydı.
Birarada yaşamayı sevse de örgütlenmek gibi bir şey aklına bile gelmemekteydi.
Tabi bunun çeşitli nedenleri vardı.
Ara sıra sürüye kurtlar dalar, çil yavrusu gibi dağıtırdı.
Baştaki çoban ve köpekleri de cabasıydı…

AYILAR KORUMA ALTINDA,
KOYUNLAR MEZBAHADA…
Ancak, ayılar cephesinde durum farklıydı.
Bi kere onlar koruma altına alınmıştı.
Ulusal parklarda yaşar, balın en kralını yiyip geğirir, kış boyunca yan gelip yatarlar ve osururlardı.
Yogi’den örnek verirsek, çoğu ayı göbekli ve kalın enseliydi.

KELLİDİR FELLİDİR,
AYI DEDİĞİN HOMURTUSUNDAN BELLİDİR
Peki nasıl oluyordu da bu ayı milleti koruma altına alınıyordu?
Bunların ne sütünden, ne derisinden, ne de yününden yararlanılıyordu.
Heme tümü hırsızlık ve talanla geçiniyor, karşı koyan olursa güçlü pençelerini kullanarak gözdağı veriyordu.
Korkutmak ve sindirmek için bazan homurtuları bile yeterli olurdu…
Zaten ayı dediğin iyi homurdamasından belli olurdu.

AVRUPA BİRLİĞİNE GİRERKEN AYILARI EMEKLİ ETMENİN ZAMANI GELDİ
Eskiden, yani bizim çocukluğumuzda, ayıların burnuna halka takarlar, sokaklarda gezdirirlerdi.
Sonraki yıllarda burnu halkalı ayı nesli iyiden iyiye azaldı.
Hayvanseverlerin gönlü ayıların burnuna halka takılmasına razı gelmedi.
Durumu protesto ettiler.
Hükümet de bu protestolara kayıtsız kalmadı ve ayıların burnundaki halkalar çıkartıldı.
Durum böyle olunca, çocukluğumuzda sık sık duyduğumuz,
“Minareye çıktım bakarım,
Kendimi aşşağıya atarım,
Osman emmim ayı olmuş,
Burnuna halka takarım!..” türünden maniler söylemenin de bir anlamı kalmamıştı.
Yani ayılar normal yoldan emekli olmuş, özgürlüklerine kavuşmuşlardı.

AMA BİR DE KIYAK EMEKLİ OLAN AYILAR VAR
İyi de, hâlâ kafam karışıktı…
Normal yoldan emekli olup köşesine çekile ayıların yanında, bir de kıyak emekli olup el üstünde tutulan ayılar vardı.
Avrupa Birliği’ne girmeye hazırlandığımız şu günlerde bu yaman bir çelişki değil miydi?
Şimdi bu ayılar bir eli yağda, bir eli balda, özel hayvanat bahçelerinde keyif çatarken, çocukluğumuzun burnu halkalı ayılarına haksızlık değil miydi?

GELDİK YİNE ÜSTAD GANDİ’NİN DEDİĞİNE…
Gandi’nin dediğine bakarsanız, bir ülkenin büyüklüğü, hayvanlara nasıl muamele ettiğiyle ölçülmekteydi.
Bu lafa göre, ülkemizde ayılar koruma altında iyi muamele görmekte, koyunlara zulmedilip sömürülmekteydi.
Durum böyle olunca, ülkemizin büyük mü, küçük mü olduğu nerden anlaşılacaktı?
Buyurun, burdan cevaplayındı!..
Aziz-mubarek günde günaha girmeden, hadi bakalımdı!..

Be Sociable, Share!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *